Temmuz 2023 YENİ İNFAZ YASASI DÜZENLEMELERİ

YENİ İNFAZ YASASI NELER GETİRİYOR?

14 TEMMUZ 2023 de RESMİ GAZETEDE YAYINLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİREN YENİ İNFAZ YASASI BİRÇOK BEKLENEN DÜZENLEMEYİ YERİNE GETİRMİŞTİR.

YENİ İNFAZ YASASI NELER GETİRİYOR?

• Koşullu salıverilme oranı kural olarak 2/3’ten 1/2’ye indiriliyor. Mükerrirler ve örgütlü suçlar bakımından infaz oranı 3/4’ten 2/3’e indiriliyor. Uyuşturucu ticareti ve cinsel istismar suçları ile terör suçlarının 3/4 olan koşullu salıverilme oranları aynen korunarak bu suçların çocuklar tarafından işlenmesi halinde 2/3 olan mevcut koşullu salıverilme oranı da aynen korunuyor.

• Ancak, Türk Ceza Kanununun aşağıda saylan suçları bakımından herhangi bir indirim öngörülmemiştir; 

a)Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, 

b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, 

c) İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, 

d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, 

e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, 

f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, 

g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, 

h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.

• 30.03.2020 tarihine kadar işlenen suçlarda, 

a) Kasten Öldürme suçları (TCK 81,82 ve83), 

b) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama suçu,

c) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, (TCK m.87 f.2 d bendi)

d) işkence suçu, (TCK m. 94 ve 95)

e) Eziyet suçu, (TCK m. 96)

d) cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, (TCK m. 102,103,104 ve 105)

e) uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu, (TCK m.188)

f) özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar, (TCK m. 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138)

g) devletin güvenliğine karşı suçlar, (TCK m. 302-339 arası)

h) terör suçları 

hariç olmak üzere Denetim Süresi 1 yıldan, 3 yıla çıkarılmıştır. Önceki yasada bu haktan yararlanmak için aranan açığa ayrılmak şartı kaldırılmıştır.

• Sonuç olarak; Suç tarihi 30.03.2020 tarihinden önce olan ve hapis cezası 6 yıl veya daha az olan hükümlüler, suçları yukarıda belirtilen istisna suçların dışında ise açıkta olma şartı da kalktığı için kapalı cezaevinde olsalar bile, İnfaz Hakiminin Denetimli Serbestlik kararı ile serbest kalacaktır.

• Denetimli serbestlik uygulamasındaki mevcut 1 yıllık maktu uygulama aynen korunuyor. Cezaevinde bulunup da koşullu salıverilmesine 1 yıl kalan iyi halli hükümlülerin cezaları denetimli serbestlik altında infaz edilecek.

• 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138), devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere 0-6 yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında Denetim Süresi 2 yıldan 4 yıla çıkarılmıştır.

• Yine maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını cezaevinde yalnız idame ettiremeyen 65 yaşını bitirmiş hükümlülerin cezası, Adalet Bakanlığının belirleyeceği Devlet hastanesinden alınacak sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmek koşuluyla, denetimli serbestlik tedbiri altında infaz edilecektir.

• 30/3/2020 tarihine kadar suç işleyen çocuk hükümlülerin 15 yaşını dolduruncaya kadar cezaevinde kaldığı 1 gün 3 gün18 yaşını dolduruncaya kadar kaldığı 1 gün ise 2 gün sayılacak.

• Açık cezaevinde bulunan hükümlüler ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlüler, koronavirüssalgını nedeniyle 31/5/2020 tarihine kadar izinli sayılacak. Bu süre, gerektiğinde Sağlık Bakanlığı’nın önerisiyle her defasında iki ayı geçmemek üzere Adalet Bakanlığı’nca 3 kez uzatılabilecek.

• Zorunlu ve çok ivedi durumlarda, Cumhuriyet başsavcılığının hapis cezasının infazına 6 ay ara verebilmesine ilişkin yetkisi, 1 yıla çıkarıldı. Ayrıca, hükümlülerin eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri halinde infaza ara verilebilmesine imkan tanınmaktadır.

• Açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin 3 günlük mazeret izin hakkı 7 güne çıkarılmaktadır. Hükümlülere, hasta olan yakınlarını ziyaret edebilmesi amacıyla verilen mazeret izin hakkı, 1 defadan 2’ye çıkarıldı.

• Yaralama suçunun canavarca his saikiyleişlenmesi hali nitelikli haller arasına alınmış ve suçun bu suretle işlenmesi durumunda verilecek azami ceza 18 yıla çıkarılmıştır. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek ve üye olmak ile tefecilik suçlarının cezaları da artırılmıştır.

SUÇESKİ HALDEKİ CEZASIYENİ HALDEKİ CEZASI
Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek2 YILDAN 6 YILA kadar hapis4 YILDAN 8 YILA kadar hapis
Suç işlemek amacıyla örgüte üye olmak1 YILDAN 3 YILA kadar hapis2 YILDAN 4 YILA kadar hapis
Tefecilik2 YILDAN 5 YILA kadar hapis 2 YILDAN 6 YILA kadar hapisAyrıca;Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.hükmü eklendi.

• Kaçakçılık suçlarında malın değerinin hafif veya pek hafif olması halinde cezadan oransal bir indirim yapılacak. Ayrıca, kovuşturma evresi için de etkin pişmanlık getirilerek kaçakçılık konusu malın değerinin iki katı parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada belli bir oranda indirim yapılması sağlanacak.

• Mükerrirler Açısından Cezaların İnfazı: Haklarında TCK 58. maddesi uygulanarak “Mükerrirlere özgü infaz rejimine” karar verilen hükümlüler hakkında infaz, 5275 sayılı CGTİHK 108. maddesine göre yapılacaktır. Yeni 7242 sayılı infaz kanunu ile mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanırken geçerli olan (3/4) şartla tahliye oranı, 5275 sayılı CGTİHK 108/1-d maddesi ile (2/3)’e indirilmiştir. Ayrıca, 5275 sayılı CGTİHK 108/1-c maddesi gereğince, mükerrirler hakkında birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 32 yılın, ceza infaz kurumunda iyi halli olarak çekilmesi durumunda koşullu salıverilmeden yararlanılabilecektir. Sonuç olarak; Mükerrirlerde süreli hapislerde, şartla tahliye oranı (3/4) den (2/3) indirildiği için, yeni yasa yürürlüğe girince yeniden müddetname yapılması ve lehine olan yeni müddetnamenin uygulanması gerekecektir. Denetim Süresi açısından, Mükerrirlereözgü infaz rejimi uygulanırken denetim süresi belirlenirken köken suça bakılacaktır. Köken suç yani işlenen suç, 5275 sayılı CGTİHK Geçici 6/1 maddesinde belirtilen istisna suçlardan ise, Denetimli serbestlik süresi de 1 yıl olarak uygulanacaktır. Ancak Köken suç yani işlenen suç 5275 sayılı CGTİHK Geçici 6/1 maddesinde belirtilen istisna suçlardan değil ise, Denetimli serbestlik süresi de 3 yıl olarak uygulanacaktır.

• Koşullu salıverilme oranı 2/3’ten 1/2’ye indirildiğini söylemiştik. Bu demek oluyor ki süreli hapis cezası olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabileceklerdir. Tekrar, madde olarak belirtmek gerekirse;

İSTİSNALAR

Aşağıdaki suçlar bakımından koşullu salıverilme oranı 2/3’tür.

 TCK 81, 82, 83 (Kasten öldürme suçları) 

 TCK 87/2-d (Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu ) 

 TCK 94, 95 (İşkence suçu) 

 TCK 96 (Eziyet suçu) 

 TCK 102/1 (Cinsel saldırı 2. fıkra hariç)

 TCK 104/1 (Reşit olmayanla cinsel ilişki 2. ve 3.fıkra hariç)

 TCK 105 (Cinsel Taciz) 

 TCK 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138 (Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar) 

 TCK 326-339 (Devlet sırlarına karşı suçlar)                                                                                               

 Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar 2937 sayılı (MİT) kanun kapsamına giren suçlar 

 TCK 58 (1.Kez Mükerrirler)

Çocuklar için;

 TCK 102, 103, 104, 105 (Cinsel dok. karşı suçlar) 

 TCK 188 (Uyuşturucu suçları) 

 TMK (3713) kapsamına giren terör suçları 

 Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar 

Aşağıdaki suçlar bakımından koşullu salıverilme oranı 3/4’tür.

Yetişkinler için;

 TCK 102/2, 103, 104/2-3(Cinsel suçlar)

 TCK 188 (Uyuşturucu ticareti suçları)                                                

 TMK (3713) kapsamına giren terör suçları

İŞTE 7. YARGI PAKETİ VE YAPILAN DÜZENLEMELER

7. YARGI PAKETİ VE RESMİ GAZETE

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 3 (üç) maddesinde değişiklik içeren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 05.04.2023 tarih ve 32154 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Photo by EKATERINA BOLOVTSOVA on Pexels.com

Anılan Kanun’un 10. maddesi ile Avukatlık Kanunu’nun 43. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Avukatların büro kurma giderlerinin karşılanması için kredi ve finans kuruluşları ile kredi veren kamu kurum ve kuruluşlarınca uygun şartlarda finansman desteği sağlanır. Desteğin sağlanmasına ilişkin usul ve esaslar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir.”

Kanun’un 11. maddesi Avukatlık Kanunu’nun 65. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “yarı oranında alınır” ibaresi “alınmaz” şeklinde değiştirilmiştir.

Kanun’un 12. maddesi ile Avukatlık Kanunu’nun 180. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ikisi” ibareleri “üçü” şeklinde değiştirilmiştir.
Bunlardan başka ayrıntılarına ekli karşılaştırma cetvelinde yer verilen değişikliklerin bir kısmı aşağıda ifade edilmiştir:

2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nda yapılan birtakım değişiklikler;

  • İcra ve İflas Kanunu’na “konutta haciz” başlıklı madde eklenmiştir. Buna göre, icra müdürünün, haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunu tespit etmesi halinde bu yerde haciz yapılmasına karar vereceği ve bu kararı icra mahkemesinin onayına sunacağı, Mahkemenin, dosyanın tevdi edildiği tarihten itibaren en geç 3 gün içinde dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda, haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunun anlaşılması halinde kararın onaylanmasına kesin olarak karar vereceği ve bu kararın icra dairesine bildirilmesi üzerine haciz işlemleri yapılacağı düzenlenmiştir. Haciz yapılması talep edilen yerin konut olmadığının anlaşılması halinde ise mahkemenin, konutta haciz yapılmasına dair kararı kesin olarak kaldıracağı, bu karar üzerine icra müdürünün, mevcut haciz talebi hakkında yeniden karar vereceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca Mahkemenin onaylama kararı üzerine hacze gidilen yerin konut olmadığının anlaşılması halinde hacze devam edileceği, ancak konut olmadığı kabul edilen bir yerle ilgili verilen haciz kararı üzerine yapılan haciz işlemi sırasında, bu yerin konut olduğu anlaşılır ve borçlu da haczin yapılmasına rıza göstermez ise haciz işlemine son verileceği düzenlenmiştir. Konutta hacze ilişkin düzenlemenin yürürlüğe gireceği tarihten önce verilen konutta haciz yapılmasına ilişkin kararlar ve haczedilmiş eşyalar hakkında ayrıca ihtiyati haciz hakkında ise bu hüküm uygulanmayacaktır.
  • Borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası haczedilemeyecek mallar arasında sayılmıştır.
  • İcra takibine konu alacağı aşacak şekilde haciz yapılamayacağı düzenlenmiştir.
  • İcra ve İflas Kanunu’na, “muhafazasına gerek kalmayan malların tasfiyesi” başlıklı madde eklenmiştir.

2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’da yapılan bir takım değişiklikler;

  • Uyuşturucu maddelerin kesin olarak raporları alındıktan sonra yönetmelikte belirlenen usule uygun alınacak örneklerin saklanması kaydıyla müsaderesine, sulh ceza hâkimliğince soruşturmanın her safhasında karar verileceği, müsaderesine karar verilen uyuşturucu maddelerin gereği yapılmak üzere mühürlü olarak mahalli mülki amirliğe teslim edileceği, örnek olarak alınan uyuşturucu maddelerin hükümle birlikte müsadere edileceği ancak hükmün kesinleşmesinden sonra mahalli mülki amirliğe teslim edileceği düzenlenmiştir.
  • Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce el konulmuş uyuşturucu veya uyarıcı maddeler bakımından da bu değişikliklerin uygulanacağına yönelik düzenleme yapılmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişiklik;

  • Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kurumu bakımından mahkemenin önüne gelen dosyalarda tahkikatın tamamlanmasını müteakip gecikmeksizin en geç iki gün içinde karar vereceği düzenlenmiştir.

5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklik;

  • Asliye ticaret mahkemelerinde tek hakimle görülen konusu parayla ölçülebilen uyuşmazlıklarda, dava değeri beş yüz bin liradan bir milyon liraya çıkarılmış ve söz konusu parasal sınırın her yıl yeniden değerleme oranında artırılacağı düzenlenmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yapılan bir takım değişiklikler;

  • Göçmen kaçakçılığı suçu için verilen cezanın alt sınırı 3 yıldan 5 yıla çıkarılmıştır.
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu bakımından, sentetik katinon ve türevleri, sentetik opioid ve türevleri ile amfetamin ve türevlerinin imal ve ticareti suçuna ilişkin cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlenmiştir.
  • Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçlarında cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararının kolluk birimlerine de bildirileceği düzenlenmiştir.  Tedavi veya denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin uzatma süresi 2 yıla çıkarılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan bir takım değişiklikler;

  • Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu bakımından görevlendirilen soruşturmacının hakim kararı ile kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapabileceğine yönelik düzenleme yapılmıştır.
  • Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da davanın yokluğunda bitirilebileceği düzenlenmiştir.
  • Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği ve itiraz merciinin, karar ve hükmü inceleyerek; usul, esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırarak, gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine göndereceği düzenlenmiştir.
  • Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunmasının zorunlu olduğu, bu itirazın sanık veya müdafinin dava dosyasında belirlenen son adresine tebliğ edileceği ve ilgililerin, tebliğden itibaren yedi gün içinde yazılı cevap verebileceği düzenlenmiştir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da yapılan bir takım değişiklikler;

  • Çocuğunun hastalığı nedeniyle kadın hükümlünün cezasının infazının ertelenmesine ilişkin madde eklenmiştir.
  • Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinde yer alan kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan hükümlü olanların tedavi ve rehabilitasyon programlarına katılması zorunlu olarak düzenlenmiş ve bunun uygulanmasına yönelik hükümler getirilmiştir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yapılan bir takım değişiklikler;

  • Basit yargılama usulünün uygulandığı ticari davaların miktar ve değeri bir milyon Türk Lirasına çıkarılmıştır.
  • Ticari davalardan, konusu bir miktar para olan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabuluculuğun zorunlu dava şartı olduğu hüküm altına alınmıştır.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda yapılan bir takım değişiklikler;

  • Arabuluculuk faaliyeti sonunda arabulucunun taraflar hazır değilse her türlü iletişim vasıtasını kullanarak hazır bulunmayan tarafları bilgilendireceği düzenlenmiştir.
  • Milletlerarası sulh anlaşma belgelerinin icrasına ilişkin madde eklenmiştir.
  • Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olduğuna yönelik düzenleme yapılmıştır.
  • Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kıldığı haller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayıldığı düzenlenmiştir.
  • Arabulucunun görevlendirme konusunda avukatı bulunsa bile asıl tarafı da bilgilendireceği düzenlenmiştir.
  • Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra, başvuran taraf aleyhine uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak icra takibi yapılması durumunda, başvuran tarafın bu takibe karşı son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde 2004 sayılı Kanunun 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açması ve talep etmesi halinde 72. maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanacağı düzenlenmiştir.
  • Bir takım uyuşmazlıklar zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır. Bunlar;

a) Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar.
b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar.
c) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar.
ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar.
Ayrıca bu uyuşmazlıklar bakımında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden şerh alınması zorunlu kılınmıştır. Mahkemenin taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetleyeceği, bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebileceği ve gerektiğinde duruşma açabileceği hüküm altına alınmıştır.

6384 Sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’da yapılan değişiklikler;

  • Komisyon ve çalışma esaslarına ilişkin 4. maddede değişiklik yapılmıştır.
  • Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ve mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği gerekçeleri ile, münhasıran 9/3/2023 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan bireysel başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Komisyon tarafından inceleneceği düzenlenmiştir.

7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda yapılan değişiklik;
Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında zorunlu arabuluculuk dava şartı olarak düzenlenmiştir. (Not: Geçici Madde 1 uyarınca 1/9/2023 tarihinde ve sonrasında açılacak davalar bakımından uygulanır (TBB sitesinden alınmıştır

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/04/20230405-3.html

İŞVEREN İN İŞÇİYE İŞYERİNDE MÜDAHALESİNİN SINIRLARI

GİRİŞ

İçinde bulunduğumuz  bilgi çağı birçok teknolojik gelişimi ve uygulama açısından sorunlarıda beraberinde getirmiştir. Bilginin temel bir üretim faktörü olmasından sonra sanayi toplumlarının bir sonraki evresi bilgi toplumu olarak nitelendirilmektedir. Bu yeni oluşumda endüstiriyel toplum (sanayi toplumu) yerini hızla enformasyon (bilgi)  toplumuna bırakmaktadır.

Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin hızla yaygınlaştığı bu yeni çağda temel değişim ve sorunlardan biri işçi ve işveren ilişkisinde vuku bulmaktadır. Dünya üzerinde ‘bilgi çağını’ yasayan tüm gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlardaki işçi  ve işveren ilişkilerinde hem zorunlu olarak hem de insiyatife bağlı olarak kullanılan yeni teknolojiler (e-mail, internet, akıllı telefonlar) ve çalışanların haklarının veya işvereninde bu hakları kullanırken işçilere müdahalesinin sınırlarının düzenlenmesini gerektirmiştir.

Bu çalışmada;

-işverenin  iş akdi çerçevesinde çalıştırdığı işçilerin; iş saatleri içerisinde internette ziyaret edilen siteleri, bunlara ayrılan süreleri  ve diğer elektronik haberleşme faaliyetlerini işyerinin ve işverenin ekonomik geleceği  açısından incelemek, işyerinin düzenini korumak ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu alanlar ,

– İşverenin  bu haklarını kullanırken işçinin anayasal hakları ile temel hak ve özgürlükler alanına girmeden özel hayata müdahale sınırı

-işçinin izlenmesi, gözetlenmesi ve üstünün aranması ve sınırları

-işçinin işyerinde düşüncelerini ifade etme hakkı ve sınırları

-işçinin işyerindeki özel yaşam alanına müdahale hakkı ve sınırları

-işçinin diğer işçilerle ilişkisi ve bunun işyerine etkisi

-İşçinin kişisel verileri, toplanması ve bu haklara işçinin müdahale alanı

– ve sair işçinin  işyerindeki tüm haklarını

yeni teknolojilerin çerçevesinde inceleyeceğim.

 

 

 

 

 

 

İŞVERENİN İŞÇİNİN İŞYERİNDEKİ DAVRANIŞLARINA MÜDAHALESİNİN

SINIRLARI

İşçi ve işveren ilişkisi fiziksel bağlamda bir hizmet sözleşmesine bağlı olmakla bu ilişkinin esası karşılıklı güvene dayanmaktadır. İşçi hizmet sözleşmesi ile bağlı olduğu işverene sadakat yükümlülüğü çerçevesinde hizmetini sunmak; işveren ise bu yükümlülüklerini yerine getiren işçinin işyerinde sağlık ve güvenlik borcunu yerine getirerek ücretini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmelidir.

İşte karşılıklı edimleri olan bu sözleşmede yeni teknolojilerde göz önüne alındığında temel sorun ; işverenin işçinin temel hak ve hürriyetleri alanına girmeden bunu nasıl hangi ölçülerde yapacağı olduğu gibi işçininde hak ve özgürlüklerini kullanırken sadakat yükümlülüğü çerçevesinde bunu nasıl yapacağıdır.

 

1-HİZMET SÖZLEŞMESİ VE SADAKAT BORCU

İşveren ve işçi arasındaki hizmet sözleşmesi; işçinin işini ifa etmesini, işvereninde bu iş ve emek karşılığında ücret ödemesi esasına dayanmaktadır. İşçi, bu  ifa sırasında  sadakat yükümlülüğüne uymak zorunda; işverende ifa edilen iş esnasında işçinin genel sağlık ve güvenliğine dair tüm önlemleri almak zorundadır. Nitelik olarak iş sözleşmesi, karşılıklı borç doğuran ve sürekli borç ilişkisi meydana getiren bir sözleşmedir.

İşçinin sadakat yükümlülüğü,ifa edilmesi gereken hizmet borcu dışında, özen borcu, itaat borcu, iyiniyet ve dürüstlük ilkelerine uygun olarak işini ifa etme gibi yükümlülüklerini de kapsamaktadır . Sadakat borcunun ayrıntılı ve tahdidi olarak kanunda düzenlenmesi mümkün değildir. İşin niteliği ve işyerinin iş sahası gibi etkenlerle bu yükümlülük daralıp genişleyebileceğinden, yoruma müteaaliktir. Bu çerçevede esas alınması gerek nokta iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı davaranılıp davranılmadığıdır. (Prof.dr.Fevzi Demir-Gönenç Demir)

Türk Hukukunda isçinin sadakat borcu İs Kanunu basta olmak üzere hiçbir kanunda tahdidi olarak  düzenlenmemistir. Ancak isçinin sadakat borcunu doğuracak yan edimleri muhtelif kanunlarda yer almıstır. Buradan dolaylı olarak isçinin kanundan doğan yan yükümlülükleri su sekilde sıralanabilir :

a) BK. m. 321 de “isçi, taahhüt ettiği seyi ihtimam ile ifaya mecburdur”

b) İsK. m.25/II de “isverene haklı nedenle fesih hakkı tanıyan, isçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hal ve benzerleri”

c) BK. m.445 “ tüccar yardımcıları hizmet akdi devam ederken ne kendi ne de baskası adına isveren ile rekabet edici bir faaliyette bulunamazlar”

d) MK. m.2 de “doğruluk ve dürüstlük” kuralının işi ifadada esas alınması

İsçinin sadakat borcunun konusunu olusturan edimler, is iliskisinin niteliğine göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle sadakat borcu, isçinin isverene karsı bazı olumlu davranışlarda bulunması seklinde ortaya çıkabileceği gibi, bazı olumsuz davranışlardan kaçınması seklinde de ortaya çıkabilir. Ancak, bu olumlu davranısların da olumsuz davranısların da sınırını çizmek hiç de kolay olmamaktadır.

Kısaca, İsçi, düzenli olarak devam ettiği isyerinde yasada ve is sözlesmesinde kararlastırılan isini isverenin emir ve talimatlarına uygun olarak “iyi niyetle” ve “dürüstlük” kurallarına uygun olarak (MK. 2) yerine getirmekle yükümlüdür. Aksi halde, “isçinin yapmakla yükümlü olduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi” (İs K. md. 25/II,h), isverene is sözlesmesini “haklı sebeple”fesih hakkını verir. Borçlar Kanunu numuzda ise bu husus; Borçlar kanununa göre, “isçi taahhüt ettiği isi ihtimam ile ifaya mecburdur” (BK md.321/1). Öyleyse isçinin isini yaparken göstermesi gereken dikkat ve özen (ihtimam) borcu, is görme borcunun önemli bir unsurunu olusturmaktadır.. Bu konuda sözlesmede bir hüküm yoksa, isçinin o is için gerekli olan isverenin bilgisi dahilindeki eğitim ve bilgi derecesi, mesleki vukufu (kavrayısı, anlayısı), deneyimi, kabiliyeti, istidat (eğilim) ve evsafı (nitelikleri) göz önüne alınarak değerlendirilir (BK md.321/2). (Gönenç F)

İŞVERENİN İŞÇİYE KARŞI YÜKÜMLÜLÜKLERİ

İşçinin hizmet sözleşmesine esas bu asli ve tali yükümlülüklerine karşılık işvereninde esas borcu olan ücret ödeme borcunu tam zamanında ve eksiksiz olarak ifanın dışında Borçlar Kanunu ve İş Kanunumuzda düzenlendiği üzere, işçinin güvenliğini, sağlığını korumaya yönelik tüm tedbirleri almak, uygulamak denetlemek ve takip etmek zorunluluğu mevcuttur. Bu zorunlulukların bir kısmı kanundan kaynaklandığı gibi bir kısmıda işyerinin güvenliği, işçilerin performans değerlendirmesi, verimlilik ölçümleri gibi işyerinin kar marjını artırmaya yönelik işin ve işyerinin devamlılığına dair sorumluluklardır.

Gözden kaçırılmaması gereken ve hassasiyetle uyulması gereken ise işverenin işbu sorumluluklarını yerine getirirken aldığı önlem ve tedbirleri uygularken ORANTILILIK, SEFFAFLIK  ilkelerine uyması ve işçinin Anayasa ve kanunlardan aldığı temel hak ve hürriyetlerine ve özel yaşamın alanına  müdahale etmeden hareket etmesi gerekliliğidir.

6098 sayılı Borçlar Kanunumuzda m.417 de düzenlendiği üzere işçinin temel hak ve hürriyetlerine saygı göstermek zorundadır.

“Madde 417 ,İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”

 

İŞVERENİN YÖNETİM HAKKI

İşverenin vereceği talimatlarla, yasalar çerçevesinde toplu iş sözleşmesi ve iş akdine aykırı olmamak üzere, işin yürütümü ve işçilerin işyerindeki davranışlarını düzenleyebilme hakkına, yönetim hakkı denir (Süzek, 2005: 60). İşverenin yönetim hakkı, işverenin işin nerede nasıl ne zaman, hangi sıraya göre yürütüleceğini ve işyerinin düzeni ve güvenliğine ilişkin tek taraflı kurallar koyabilme, düzenlemeler getirebilme yetkisi olarak da tanımlanabilir (Tuncay, 1982: 158)

Hâkim durumunu iş sözleşmesinin doğasından alan işverenin; aldığı bu hakla ve belirli sınırlar içinde çalıştırmak amacıyla işçilerine talimatlar verme hakkına, işverenin yönetim hakkı denir. Bu hak işverenin, işin nerede nasıl ne zaman hangi sıraya göre yürütüleceğine ve işyerinin düzen ve güvenliğine ilişkin, tek taraflı kurallar koyabilme, düzenlemeler getirebilme yetkisini ifade eder.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi de; “Hizmet akdinde, işin yürütümü ve gözetimi işverene ait olup ve hukuki nitelikte bağımlılık söz konusudur… İşçi, işin yerine getirilmesi sırasında, verdiği emirler, direktifler, gözetim, kontrol ve hatta cezalandırma yetkisiyle donatılmış şekilde işverenin otoritesi altındadır.” şeklinde verdiği bir kararda, iş akdinde hukuki bağımlılık unsurunun varlığını hükme bağlamıştır: Hukuki bağımlılık, işverenin yönetim hakkının işçi tarafından kabul edilmesidir. İşçinin işverenin bağımlılığı altında olması, bir özel hukuk sözleşmesinin tarafları arasında bulunması gereken eşitliği bozar. İş akdinde var olan otorite/bağımlılık ilişkisi bu sözleşmenin tarafları arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Taraflar arasında olması gereken eşitlik ilkesinden bir uzaklaşma anlamını taşıyan bu hiyerarşi, meşruluk temelini, sözleşmeyle bağımlılık altına giren işçinin bu hukuki durumu kendi özgür iradesiyle kabullenmesinde bulur (Süzek, 2005: 192-193). (Balkır, Kocaeli Ünv)

İŞVERENİN YÖNETİM HAKKININ SINIRLANDIRILMASI

İş hukukunun temel kaygılarından biri; başlangıçta çok geniş olan işverenin yönetim hakkının, zaman içinde sınırlanması olmuştur. İşverene tek taraflı irade beyanıyla işyerindeki çalışma koşullarını belirleme yetkisini veren yönetim hakkına birçok sınırlamalar getirilmiştir.

Kural olarak iş sözleşmesi serbestîsinin doğal bir sonucu olarak, iş sözleşmesinin içeriği, taraflarca özgürce belirlenir. Bu alanda, bireysel iş sözleşmesinin yanları, esas itibariyle serbesttir. Bireysel iş sözleşmesinin konusu, işçi ile işveren tarafın dan, kanuna ve ahlaka aykırı olmamak üzere istenildiği gibi belirlenebilir (Centel,1994: 115).

Öncelikle yapılacak sözleşmenin konusunun, “kanuna, ahlâka (adaba) aykırı olmaması” gerekir. Bunun dışında, sözleşmeler için geçerli olan genel sınırlamalar ile iş koşullarını belirleyen tip sözleşmeler, işyeri uygulamaları ve toplu iş sözleşmesi hükümleri de, iş sözleşmesinin içeriğini belirleme serbestîsine getirilmiş sınırlamaları oluşturur (Süzek, 2005: 62).

 İşveren işçiye yalnız iş hukukunun değil diğer mevzuatın emredici kurallarına da aykırı talimatlar veremez. İşçi ile işveren, iş sözleşmesinin içeriğini belirlemede esas olarak serbest bulunmakla birlikte, gerçekleşmesi nesnel olarak imkânsız olan konular üzerine anlaşma yapamazlar.

İşverenin yönetim hakkını kullanırken, vereceği hukuka uygun talimatlara işçi uymakla yükümlüdür. İşçinin işverenin vereceği talimata uyma borcunun kaynağı iş akdidir. İşverenin işin görülmesine ilişkin talimatlarına uyulmaması iş akdinden doğan iş görme borcunun, işyerindeki davranışlara ilişkin talimatlarına uyulmaması ise itaat borcunun ihlali anlamına gelir ve sözleşmeye aykırılığın hukuki sonuçlarına tabi olur. İşçi duruma göre genel hükümler uyarınca işverene tazminat ödemek zorunda kalabilir. Bunun gibi, talimatlara uymayan işçiye yasa, toplu iş sözleşmesi,iş akdi veya iç yönetmelik gereğince disiplin cezaları uygulanabilir. İşveren tarafından iş akdi haklı nedenle derhal feshedilebilir (İK25/h,ı) ve işçi tazminat yaptırımı  (İK 26/2) ile karşı karşıya kalabilir.

İnsanlık onuru, kişilik hakları arasında yer almakta ve baştaAnayasa olmak üzere hukukça korunmaktadır. Bu bakımdan herkes gibi işveren de işçisinin kişilik haklarını korumak gözetmek zorundadır. İşverenin, işçilerine; onların saygınlığına gölge düşürecek, onları küçültecek, daha özlü bir deyişle; insanlık onuruna aykırı sayılacak, talimatlarının hiç bir geçerliği yoktur.

 

BÖLÜM 1

İŞÇİNİN İLETİŞİM(E-MAİL,INTERNET, BİLGİSAYAR TELEFON) HAKKI VE MÜDAHALE SINIRLARI

 

İsçinin, isyerindeki bilgisayar ve İnternet bağlantısını izinsiz veya verilen izni asacak ölçüde özel amaçlı kullanımının tespiti, İs Hukukuna iliskin bir takım sonuçlara yol açacaktır. Bu nedenle burada öncelikle isyerinde bilgisayar ve İnternet’in “özel amaçlı kullanım”ının ortaya konması gereklidir. İsle bağlantılı kullanım, isçinin yapmakla yükümlü olduğu is alanıyla ilgili olarak bilgisayar ve İnternet’i kullanmasında söz konusu olacaktır.  İsçinin bilgisayar ve İnternet’i is amaçlı kullanımının tespitinde, kullanım niyeti önem tasıyacak, somut durumda kullanımın amaca uygunluğu önemtaşımayacaktır. Bu anlamda isçinin isle ilgili İnternet’te yaptığı arastırmada, isçinin kullandığı bilgi sayfasından daha hızlı ve kısa yollu bilgi elde edilebilecek bir sayfanın kullanılmamıs veya isçinin istemeden baska bir İnternet sayfasına girip, burada bir süre zaman geçirmis olması, özel amaçlı bir kullanım sayılmayacaktır. İsçi, bilgisayar ve İnternet bağlantısını is yapma yükümlülüğünü yerine getirme amacıyla kullanmıs olmalıdır. (Okur, 2005)

Hukukumuzda isyerinde bilgisayar ve İnternet bağlantısının genel olarak kullanımı ile çalısanların bunları izinsiz özel amaçlı kullanımının is iliskisine etkisi konusunda özel bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Yabancı hukuklara baktığımızda; İngiliz Hukukunda is iliskisi bakımından isyerlerinde bilgisayar ve İnternet bağlantısının kullanımına iliskin özel bir yasal düzenleme bulunmamakta, yalnızca yeni tarihli bir yasayla çalısanların isyerinde İnternet ve e-mail kullanımlarının denetimine olanak sağlandığı görülmektedir. Alman, Avusturya ve İspanya Hukuklarında ise, isyerinde bilgisayar ve İnternet kullanımına iliskin özel bir yasal düzenleme bulunmazken, bu konuda ortaya çıkan sorunlar, isyerinde telefonun özel amaçlı kullanımına iliskin mahkeme içtihatları, isçinin kisiliğinin korunması ve İs Hukukunun genel kuralları çerçevesinde çözülmeye çalısılmaktadır.

Benzer sekilde Hukukumuzda da, bu konuda özel bir düzenlemeye yer verilmediğinden, isyerinde bilgisayar ve İnternet kullanımından doğan sorunlar İs Hukukunun genel kuralları çerçevesinde çözüme kavusturulmalıdır.

İsveren; yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıkladığımız üzere-  yönetim hakkı çerçevesinde, yasa, TİS, is sözlesmesi ve diğer düzenlemeler sınırlamalar getirmedikçe, isin düzenlenmesi ve akısını düzenlemekte ve isçiye talimat vermekte serbesttir. İsçinin de isverenin talimatlarına uyma borcu bulunmaktadır. İsveren sahip olduğu yönetim hakkına dayanarak, isin yapılacağı yer ile isyeri çalısma yöntemleri ve düzenine iliskin kuralları koyabilecektir.

Çalısma yöntemleri, isverence sağlanan araç ve gereçlerin kullanılma seklinin belirlenmesini de kapsar. Bu anlamda isveren, kanun, TİS ve is sözlesmesi sınırları içerisinde kalarak, isyerinde isyeri araçlarından sayılan bilgisayar ve İnternet’in kullanımını düzenleme yetkisine de sahiptir. İsveren burada, her seyden önce, bilgisayar ve İnternet’in kullanım sekillerini, özellikle özel amaçlı kullanılıp kullanılamayacağını belirleme hakkına sahiptir.

İsyerinde bilgisayar ve İnternet’in özel amaçlı kullanımına iliskin kurallar,normalde is sözlesmesinde ya da TİS’ de karara bağlanmalıdır. Yapılacak düzenlemede, isyerindeki bilgisayar ve İ nternet bağlantısının özel amaçlı kullanılıpkullanılamayacağı; özel kullanımın mümkün kılındığı durumlarda da bunun kapsamının

belirlenmesi gerekir. İsyerindeki bilgisayar ve İnternet’in özel amaçlı kullanımına iliskin açık düzenlemelere yer verilmesi, isçi ile isveren arasındaki özel amaçlı kullanımdan kaynaklanan problemlerin azalmasına, ortadan kalkmasına ya da sorun çıktığında çözümüne yardımcı olacaktır.

Konuyu birkaç başlık altında inceleyecek olursak ;

1- Bilgisayar ve İnternet’in Özel Amaçlı Kullanımına Yönelik Bir Düzenleme Bulunmaması Durumu

İsçi ile isveren arasında yapılan is sözlesmesinde isyerindeki bilgisayar ve İnternet’in özel amaçlı kullanımına iliskin bir düzenleme ve isverenin de buna iliskin bir yasağının bulunmaması durumunda; isçi, isyerindeki bilgisayar ve İnternet’i is saatleri içerisinde ve dısında özel amaçlı kullanamayacaktır. Zira normalde, is sözlesmesi, isçiye isverene ait isyeri araçlarını kisisel amaçları için kullanma hakkı tanımaz. Kural olarak, isyerindeki telefonunun kullanımında olduğu gibi, bilgisayar ve İnternet’in özel amaçlı kullanımı da yasaktır. Bu anlamda isçinin isyerindeki bilgisayar ve Internet’i özel amaçlı kullanımına iliskin bir is hukuksal hakkı bulunmamaktadır. İsçi, ancak, isyerindeki bilgisayar ve İnternet’i özel amaçlı kullanmasına hak verecek acil durumlarda bunları özel amaçlı kullanabilecektir.

 

2- Bilgisayar ve internet’in Özel Amaçlı Kullanımının Yasaklanması Durumu

İsçi, kural olarak, is saatleri içinde ara dinlenmeleri dışında isini yapma ve belli bir çalısma verimi gösterme konusunda isverene karsı borçludur. Bu çerçevede isçinin is saatleri içerisinde özel bir is yapması kabul edilemez. İsçinin isyerindeki bilgisayar ve İnternet’i özel amaçlı kullanımı da bu kapsamda düsünülebilir.

Burada temel kural, isverenin özel mülkiyeti olan bilgisayar ve İnternet’in kullanımı hakkında serbestçe karar verme yetkisine sahip olduğudur. Bu nedenle, isverenin is saatleri içerisinde veya dısında isyerindeki bilgisayar ve internet bağlantısını özel amaçlı kullanımına iliskin getireceği yasak, kural olarak, geçerlidir.

Ancak isveren, doğal olarak, isçinin isyeri dısındaki bilgisayar ve İnternet kullanımına iliskin olarak bir düzenleme yapma hakkına sahip olamayacaktır. İsçi,isverenin koyduğu bu yasağa uymak zorunda olduğu gibi, isverenin konuya ilişkin verdiği talimatlara da uygun hareket etmek yükümlülüğündedir. Burada isverenin bilgisayar, İnternet ve e-mail kullanımına ilişkin olusturduğu kuralların, ilerde ispat kolaylığı sağlaması açısından, bütün isçilere imza karsılığı bildirildiğinin yazılı olarak tespiti önerilir.

İsyerinde özel amaçlı bilgisayar ve İnternet kullanımının yasak olduğu isyerlerinde dahi, isle bağlantılı olarak ya da bazı acil durumların varlığı halinde özel amaçlı kullanıma izin verilmis olduğu kabul edilir.

3- Bilgisayar ve İnternet’in Özel Amaçlı Kullanımına izin Verilmesi Durumu

İsveren, isçinin isyerindeki bilgisayar ve İnternet bağlantısını is saatleri içinde veya dısında özel amaçlı kullanımına izin verebilecektir. Burada temel kural, isverenin özel mülkiyeti olan bilgisayar ve İnternet kullanımı hakkında serbestçe karar verme yetkisine sahip olduğudur. İsveren, bilgisayar ve İnternet’in is saatleri içinde veya dısında özel amaçlı kullanıma iliskin verdiği izni, açık bir sekilde verebileceği gibi zımni de verebilecektir.

İsveren, isçinin isyerindeki bilgisayar ve İnternet’i özel amaçlı kullanabileceğine iliskin açık iznini isçiyle yaptığı is sözlesmesinde veya sendika ile yaptığı toplu is sözlesmesinde verebileceği gibi, tek taraflı olarak isyerinde ilan ederek de verebilir.

İsverenin zımni izni ise, bir isyeri uygulaması veya isyerindeki somut durumlardan kaynaklanabilir. İznin isyeri uygulaması olarak verildiğinin kabul edilebilmesi için, isçinin isverenin bilgisi dahilinde uzun bir zaman dilimi süresince isyerindeki bilgisayar ve İnternet bağlantısını özel amaçları için kullandığının bilinmesi ve isverenin buna katlanmıs olması gerekir. Ne kadar süre ile özel amaçlı kullanımın, isyeri uygulaması izni haline geleceği konusunda ise, Doktrinde 6-12 ay arasında bir süre ifade edilmektedir43. İsyerinde isçilerin özel amaçlıİnternet kullanımına fiilen izin verildiğine iliskin durumlara örnek olarak da,

isverenin isyeri kantininde isçilerin özel amaçlı kullanabileceklerini bildiği halde, İnternet bağlantılı bir bilgisayar bulundurması durumu gösterilebilir44. İsçilere isyerindeki telefonu özel amaçlı kullanma izni verilmesi durumunda, bu iznin isyerindeki İnternet’in de özel amaçlı kullanımını da kapsadığı varsayımından hareket edilemeyecektir. Çünkü İnternet kullanımı, telefon kullanımından farklı olarak isyerindeki bilgisayar sistemine virüs bulastırma tehlikesi bulunmaktadır. Bunun yanında firmanın bilgisayarlarındaki İnternet bağlantısındaki “sık kullanılanlar” listesinde aslında yalnızca özel amaçlı kullanılabilecek internet sayfalarına yer verilmis olması (örneğin, eğlence sayfaları), işverenin zımni izni seklinde yorumlanamayacaktır, çünkü bunlar belli programların bilgisayara yüklenmesi ile, paket program olarak bilgisayarda yer almakta ve bunların silinmesi için, ek bir girisim yapılması gerekmektedir

Öte yandan isverenin isyerinde İnternet’in özel amaçlı kullanımına izin vermesi durumunda, normal sartlarda özel amaçlı kullanım için gerekli teknik olanakları hazırlaması gerekliliği söz konusu olacaktır. İsveren, is sözlesmesi hükmü niteliğinde olmayan ve isyerindeki bilgisayar ve İnternet’in özel amaçlı kullanımına iliskin vermis olduğu açık ya da zımni izni her zaman geri alabilecektir. Ancak is sözlesmesi kosulu olarak veya işyeri uygulaması haline gelerek, çalısma kosulu haline gelmis isyerindeki bilgisayar ve İnternet ile e-maili özel amaçlı kullanma izni, isveren tarafından tek yönlü olarak kaldırılamaz. Zira verilen bu izin artık çalısma kosulu haline gelmis ve bunun değistirilmesi için ancak isçinin onayının alınması gerekmektedir (İsK. m.22/I)48.

İsverenin çalısma kosullarında tek taraflı yapmak istediği değisiklik, isçi tarafından kabul edilmedikçe, isçiyi bağlamayacaktır. İsyeri uygulaması seklinde verilen özel amaçlı Internet kullanımının değisikliği için, isyerinde isyeri uygulamasını değiştiren uygulamanın uzun süre (6 ay ile 12 ay süre ile) uygulanması ile olabilecektir49.

İsveren açısından, ilerde hareket serbestisi sağlaması bakımından, özel amaçlı Internet kullanımına iliskin iznin ihtiyarilik sartı ile tanınması önerilir. İhtiyarilik sartında, isveren dilediği zaman vermis olduğu izni geri alabilecektir.

Ancak ihtiyarilik sartının hukuken geçerli olabilmesi için, sartın hizmetin ihtiyariliğine ve geleceğe yönelik olarak özel amaçlı Internet kullanımına iliskin talep hakkının olmadığını kapsaması gerekir. İleride ispat kolaylığı açısından, bu ihtiyarilik sartı kuralının isçiye yazılı olarak tebliği önerilir.(Okur,Z.2005)

Özel Amaçlı Kullanım İznin Sınırları

İsyerinde bilgisayar ve İnternet’in özel amaçlı kullanımına izin verilmisse, iznin kapsamının da belirlenmesi gerekir. Sayet isveren, verdiği izinde kullanıma iliskin kurallara yeterince yer vermez ya da belirsiz nitelikte yer verirse, özel amaçlı kullanım izninin kapsamının belirlenmesi güçlesir. Asağıda özel amaçlı kullanımın kapsamı, açık izin ve isyeri uygulamalarında olmak üzere ayrı ayrı incelenmeye çalışılacaktır

I.I – İşçilerin E-Posta Trafiğinin veya içeriğinin incelenmesi

E-posta (e-mail); işletme içindeki işletme ile paydaşları arasındaki iletişimleri kolaylaştıran ve hızla geleneksel iletişim biçimlerinin yerini alan teknolojilerden birisidir. (Kopp, 1998)

İşverenler  bir taraftan internet çağının bilgi ve hız avantajlarından yararlanmak için e-posta kullanımını teşvik ederken bir yandan da işçi veya işgörenlerin interneti kendi özel yaşamları için sınırları aşacak sekilde kullanmalarına veya kullanım esnasında ağ ve işletim sistemlerine zarar verecek risklere sebep olmalarına engel olmaya çalışmaktadırlar.

İşçi sadakat borcuna esas olarak mesai saatleri içerisinde ifası gereken işi görevi kapsamında yapmalı, özel meşru veya ivedi durumlar olmadıkça internet ve telefonu uzun süreli kullanmamalı  ve işyerinin bilgisayar ağını riske edecek özel e-mail trafiğine ve sosyal paylaşım sitelerine girmemelidir. İşyerin de (İŞ Kanunu M’2 de tanımlanan şekilde) bulunma amacının işi ifa etme olduğunu gözönünde tutarak iletişim hakkını, ihtiyacı doğrultusunda ölçülülük ilkesi çerçevesinde kullanmalıdır.

İşverenlerin e-posta ve internet trafiğini izlemek için gösterdikleri gerekçelerde “verimlilik” ve güvenlik” önde gelmektedir.(Everett,2004,2005) Doğal olrak işverenler çalışma saatleri içerisinde işçilerinin veya işgörenlerinin sosyal ağlar veya iş dışı konularla vakit geçirmelerini istememektedirler.

Özensiz e-posta ve internet kullanımı verimliliği olumsuz etkilediği gibi işletmeleride çeşitli risklerle karşı karşıya bırakmaktadırlar. Bu nedenledirki gerek Amerikada  gerekse kıta Avrupası nda gerekse Türkiye de  işverenler kendilerini verimlilik ve işçinin performansını korumak adına gerekli önlemleri almaktadırlar. Aksi takdirde işletmelerin bilgisayar ağları virüs, spam ,trojans ve worms gibi zararlı yazılımların olumsuz etkilerine maruz kalabilir.

İşletmelerin genel olarak veri ve bilgi güvenliğini sağlamak  verimliliği arttırmak , bilgi ve iletişim sistemlerini zararlı yazılımlardan korumak için, sorumsuz işgörenlerin e-postalarını izledikleri gibi müşteri ilişkilerinide daha iyi yönetmek için söz konusu izlemelerden yararlanabilmektedirler. (Everett, 2004-2005)

İşletmelerin verimlilik güven vs gibi nedenlerlden dolayı işçilerin e-postalrını veya internet veri trafiğini veya akışını izlemeleri birtakım faydalar sunarken, doktrinde “MAHREMİYET”,  “KİŞİSEL VERİ” ve ÖZEL ALAN”  tartışmalarınıda haklı olarak beraber getirmiştir.

Mahremiyet kişinin hiç kimsenin giremeyeceği öz alaı olarak ifade edilmektedir. Mahremiyet felsefik psikolojik,hukuki yanları olan ve evrensel olarak tanınan ve korunan bireysel bir haktır. (Mitrou ve Karyda 2006) Bu hak özel hayatın içinde yer alan bir kavramdır. Kişiye öz , kişinin en yakının dahi giremeyeceği alanı belirttiği gibi “kişinin kendi dışındaki diğer tüm insanların bakış ve her tür müdahalesinden uzak olma halidir. (Simith 2011)

Özetle, mahremiyeti bireyin yalnız kalma hakkı, diğerleri ile arasına mesafe koyma , kendine öz seyleri gizleme saklama paylaşmama, kendisi ile ilgili bilgileri kontrol etme yeteneği, kişiliğini bireyselliğini ve bütünlüğünü onurunu koruma gibi anlamlara geldiği söylenebilir (Solove,2002)

Doktrin işyerinde e-posta bilgisayar kullanımı ve buna bağlı ortaya çıkan bu özel çok özel alanlar sorunlarında  Türkiyede ve dünyada ikiye bölünmüş durumdadır. Bir takım bilim insanları ve  uzmanlar ; E-Posta izlenmelerine karşı çıkmış, “özel kişisel e-posta mesajlarının en az telefon görüşmeleri ve mektuplar kadar mahrem olduğunu ileri sürmüşleridir (Higgins 1999)Bu görüşe karşı çıkanlar ise “çalışanları özel e-posta yada email trafiğini çalıştıkları işletmenin bilgi ve işletim sistemlerini kullanarak yapamayacaklarını eger yaparlarsa bu noktada işverenin izleme hakkının  doğacağını belirtmişlerdir. (Aydemir M,2013 )

Türk Hukukunda ,  işyerinde bilgisayar kullanımının düzenlenmesine yönelik olarak pek çok ülkede olduğu gibi yazılı bir düzenleme bulunmamaktadır.

İşçiye tahsis edilen e-posta, şifre vb tüm uygulamaların özenli bir şekilde kullanılması, iş dışındaki amaçlarla kullanılmaması, işvereni zor durumda bırakacak fiil ve davranışlardan kaçınılması pek tabii işveren tarafından talep edilebilir.

Uygulamada bir çok işyerinde; bilgisayar, telefon ve internet kullanımına dair yazılı düzenleme (personel yönetmeliği, talimat vb) bulunmamaktadır. İşyerinde bu yönde sorunlar yaşandığında, düzenleme yapılması ihtiyacı gündeme gelmekte, kimi zaman da işçinin iş sözleşmesinin doğrudan doğruya feshi yoluna gidilmektedir.

 İşverenlerin bilgisayar, telefon ve internet kullanımına dair işyeri düzenlemeleri yapmaları yaşanacak sorunların önlenmesinde en önemli yoldur. Eğer işyerinde bu konuda bir düzenleme yok ise, özel amaçlı kullanımın tespiti halinde işveren  öncelikle işçiyi ihtar etmelidir. İhtara rağmen işçi benzer davranışlarını sürdürürse bu durumda işverenin işçinin iş sözleşmesini geçerli nedenle fesih hakkı doğar. İşçinin fiili ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı ise (pornografik vb. sitelere girmek gibi) işveren iş sözleşmesini haklı nedenle derhal sonlandırabilir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 17.03.2008 tarih ve  2007/27583 Esas ve  2008/5294 Karar sayılı kararında işyerinde “özel amaçlar dahilinde internet kullanımı ve sonuçları” hususunda şu  ifadelere yer vermiştir:

“İşverenin açıkça veya örtülü izni olmaksızın işyerinde internetin özel amaçlı olarak kullanımı yasaktır. Bir başka anlatımla, örtülü veya iş sözleşmesi ile açıkça internetin özel olarak kullanabileceğine dair izin yoksa işçi işyerinde özel amaçlı olarak internet kullanamaz. Ancak bu yasak istisnaen acil durumlarda ve işine ilişkin sebeplerden dolayı meşru bir şekilde delinebilir. Özel amaçlı kullanım izni verilmiş olsa dahi, işçi internet ya da e-mail komünikasyon sisteminin sınırsız kullanımına mezun değildir. İşçiye interneti özel amaçlı kullanımı sadece açık irade beyanı ile verilmesi şart değildir. Bu yönde izin örtülü olarak da verilebilir. İşyerinde en az altı ay boyunca işveren tarafından özel amaçlı kullanımın fark edilmesine rağmen ses çıkarılmamış olması, örtülü izin olarak değerlendirilmelidir. Ancak bu surette işçinin, işverenin gelecekte de ses çıkarmayacağına dair haklı güveninden bahsedilebilir. Keza, işverenin dinlenme odasında internet bağlantısı olan bilgisayarları işçilerin kullanımına tahsis etmesi de örtülü izin olarak görülmelidir. İşçinin, işverenin açıkça yasaklamasına rağmen interneti özel amaçlı kullanmasında önceden ihtara gerek olmaksızın iş sözleşmesi feshedilebileceği gibi; işçinin pornografik resimleri videoları işletmenin veri taşıyıcısına indirmesi ve yüklemesi halinde ihtara gerek yoktur. Zira internetin her kullanımı bilgisayarda bir iz bırakır ve uzman üçüncü kişiler hangi internet bağlantısından hangi sayfalara girildiğini rahatlıkla tespit edebilirler. Bu suretle işverenin kamuoyu nezdindeki şöhreti önemli ölçüde zarar görebilir. Acil durumlarda ve işine ilişkin sebepler gibi meşru bir neden yoksa işçinin mesai saatleri içinde özel telefon görüşmesi yapması geçerli fesih nedeni kabul edilebilir. Özel telefon görüşmesi nedeni ile iş sözleşmesinin feshi için bu konudaki yasağın daha önce işçiye bildirilmiş olması veya önceden ihtar verilmesi şarttır.”

SONUÇ :

Yukarıda belirtilen Yargıtay kararında da açık olarak ifade edildiği üzere, işverenin özel amaçlarla bilgisayar, internet ve telefon kullanımına dair rızasının bulunması halinde, bu durumda işçinin söz konusu rızaya güvenerek hareket etmesi son derece doğaldır. Buna karşın işverenin bu konuda bir düzenleme yapmasına rağmen, işçi özel amaçlarla internet veya telefon kullanımı yapıyorsa, bu durumda işçinin fiili geçerli bir fesih sebebi olarak değerlendirilecektir. İşçiye konu hakkında uyarı verilmesine rağmen, işçinin bu tarz davranışlarını sürdürmesi halinde ise yine bir geçerli fesih nedeni söz konusu olabilecektir. Ahlaka aykırı fiillerin (pornografik siteye girilmesi vb) varlığı halinde ise işverenin iş sözleşmesini tazminatsız ve derhal sonlandırma hakkı bulunmaktadır.

Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 31.10.2000 tarihli kararında; “… Telefon konuşmasında yer alan sözler iki kişi arasında gizli kalması ve o kişilerin özel yaşam alanı ile ilgili bulunan sözler olduğu görülmektedir. Sözler bu içerikte olmasa dahi, bir kişinin telefonunun dinlenmesi veya dinlenen görüşmelerin yayınlanması, başlı başına özel yaşama ve hatta son derece gizli kalması gereken yaşamın gizliliğine saldırı teşkil eder. Kişi toplum tarafından tanınan bilinen bir kişi olsa dahi, özel yaşam hiçbir şekilde açıklanamaz. Hatta hiç kimsenin telefonu da dinlenemez” sonucuna varılmıştır.

Şu halde işçinin rızası dahi olsa,  CMK madde 135 vd uyarınca işveren tarafından işçilerin telefon görüşmelerinin kayda alınması veya dinlenmesinin genel hükümler çerçevesinde mümkün olmadığı kanaatindeyiz.

İşveren iş ilişkisi kapsamında işyerini düzenini korumakla mükelleftir. Bu çerçevede işçinin fiil ve davranışları hakkında gerekli denetimleri yapabilir. Ancak bu denetimler işçinin “özel hayatı” ile “haberleşme hürriyetini” ihlal etmemelidir. Her ne kadar işyerinde kullanılan telefon, bilgisayar ve internetin mülkiyeti işverene ait olsa da, bu işçinin haberleşme hürriyetine ve özel hayatına keyfi şekilde müdahale etme anlamına gelmemelidir. Bilhassa işçinin bilgisayarında yapılacak içerek denetimlerinde, işçinin hazır bulunması sağlanmalı konu hakkında beyanı alınmalıdır. Aynı zamanda işverenlerin işyerindeki internet, bilgisayar ve telefon kullanıma dair yazılı düzenleme yapmaları ve bu düzenlemeden işçileri haberdar etmeleri hukuken faydalı olacaktır. İşçinin zımni ve/veya açık rızası olsa dahi telefon görüşmelerinin kayda alınması ve/veya dinlenmesinin mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde mümkün olmadığı kanaatindeyiz. Buna karşılık işçilerin de, mesai saatlerinde sadakat yükümlülüğünün bir gereği olarak haklı ve meşru sebepler haricinde özel amaçlarla işyerine ait bilgisayar, telefon ve internet kullanımı yapmamaları, bu konuda özenli bir şekilde hareket etmeleri gerekmektedir.

 

 

 

 

BÖLÜM 2

İŞÇİNİN İŞYERİNDE GÖZETLENMESİ VE İZLENMESİ

İşyerinde işçinin gözetlenmesi ve izlenmesinin gerekleri doktrin ve Yargıtay kararlarında 4 ana başlıkta toplanmıştır.

a. Kanunî Zorunluluklar: Özellikle tele pazarlama hizmetlerinde telefon görüşmeleri ispat niteliği taşıyabilir.

b. Kanuni Sorumluluklar: İşyerinde cinsel taciz niteliği taşıyan olaylarda bilgisayar dosyalarının tespiti gerekebilir.

c. Performans Değerlendirme: Özellikle müşteri hizmetlerinde çalışan personelin değerlendirilmesinde önemlidir.

d. Verimlilik Ölçümü: İnternette sörf, kişisel e-posta kullanımı, 900’lü hatların denetimi gibi asıl görülmesi gereken, işle ilgili olmayan faaliyetler izleme yoluyla tespit edilebilir.

e. Güvenlik Sebepleri: İnternetin geliştiği ortamda, işletme bilgilerinin gizliliği sağlanır.

İşveren yukarıda bahse konu olan söz konusu sebeplere dayanarak gerek- li izlemelerde bulunabilir. Ancak, söz konusu izlemeler gerçekleştirilirken her zaman “orantılılık” ilkesine işveren tarafından uyulmalıdır. Aksi takdirde, işçilerin özel hayatlarının ihlâli söz konusu olur. Bunların yanı sıra, işverenin işçilerini izlemesinin kanunî bir yükümlülük olarak tanındığı alanlarda bulunmaktadır. Meselâ,  5651 sayılı kanuna dayanılarak çıkarılan İnternet Toplu  Kullanım Sağlayıcılar  Hakkında  Yönetmeliğin6  4/I/a’da,  yer  alan hükme göre,  “Konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri almak” işyerinde internet sağlayıcıların yükümlülüğü arasındadır. İşverenler  bu yükümlülüklerini yerine getirebilmek amacıyla, işçilerin kullandığı IP loglarını kendi elektronik sistemlerine kaydederler. Burada herhangi bir hukuka aykırılık söz konusu değildir. Çünkü işverenin yükümlülüğü kanuna dayanmaktadır. Çalışanlarının suç niteliği taşıyan sitelere girmelerini önlemek amacıyla işveren uygun filtreleme programları kullanabilir. Bu programlara takılan işçilerin de iş akdi İK. m. 25/II’e dayanılarak feshedebilir.

İzlenmek veya gözetlenmek işçiler üzerinde doğuracağı etkiler genelde strestir. İzlenme, işçiler üzerinde depresyona, sinir, yüksek tansiyon gibi hastalıklara sebep olabilmektedir. Bu sebepten işyerinde genel ve özel çalışma alanlarına konulan kameralarda ‘orantılılık ve seffaflık’ ilkelerine bağlı kalınarak işçinin özel alanına girmemeye özen gösterilmelidir.

Bunun yanı sıra izlenmenin olumlu etkileri de bulunmaktadır. Meselâ, izlenen işçilerin kendilerini daha güvende hissederek daha verimli çalışmalarıda söz konusu olabilmektedir.

İşveren işçilerini değişik yöntemlerle ve araçlar kullanarak izleyebilir. İzleme yöntemi olarak teknolojik araçlar kullanılabileceği gibi görsel izleme de mümkün olabilir. Ancak, genelde işverenler çalışanlarını, iletişimin izlenmesi ve görsel izleme usulünü kullanarak izlemektedirler.

Açık izleme, işyerinin herkes tarafından görülebilecek bir yerine konulan kamera yardımıyla izlenmesidir. Aslında söz konusu davranış kişilik haklarına aykırıdır. Ancak, işçi bu sayede işverene karşı uygunsuz hareketlerden kaçınmış olur56. İşçi aynı şekilde, sadece kısmen ilgili yerde kendisinin izlendiğini diğer yerlerde söz konusu durumun mümkün olmadığını bilerek, bir nevi açık izleme hukuka uygunluk halidir. Ancak, açık dahi olsa işçilerin devamlı izlenmeleri hukuka aykırılık olur. Çünkü işçilerde kendilerine ait bir zaman dilimine sahip olmalıdırlar.

İşveren, işçilerin işyerinde çalışmaları sırasında, resmi ile ilgili bilgilerini kaydedebilir.  Burada aslında,  kişilik haklarından  olan  resmin  korunması veya sesin korunması söz konusudur. Ancak, işçinin menfaati ile işverenin menfaati karşı karşıya geldiği durumlarda, işverenin menfaati ön plana çıkmaktadır. İşverenin kamera vasıtasıyla kaydettiği veriler, işçinin hassas verileridir, buradada uluslarası taraf olduğumuz sözleşmelere, Anayasa ya ve diğer kanunlarımıza uymak zorundadır.

İşveren, işçileri izleyen kamera veya kameraları işçilerin göremeyeceği bir yere monte eder ve bu sayede işçiler haberleri olmadan izlenirler. Bu tür izleme hukuka aykırı olan izleme çeşididir. Bu konuda genel kural, işverenlerin, gizli izleme ve gözleme yapamayacaklarıdır. Bu sebeple izlemelerin hukuka uygun olmaları için önceden işçiler gizli izleme konusunda bilgilendirilmelidirler. Aynı zamanda gizli izleme dahi yapılacaksa bunun zaman sınırı olmalıdır. (Özdemir H)

Devamlı gizli izleme yapılması o işyerinde çalışan işçilerin kişilik haklarına karşı yapılmış bir ihlâldir ve hukuken hiçbir zeminde korunması mümkün değildir. Gizli izlenmede bir istisna bulunmaktadır. Eğer işveren işyerinde, hırsızlık ve buna benzer ceza hukukunu ilgilendiren durumların söz konusu olduğuna yönelik somut delillere sahip ise, mahkeme kararıyla ve gerekli prosedür izlenerek gizli video izlemesi yapılabilir. Yargıtay kararlarıda bu doğrultudadır.

SONUÇ :

İşçilerin izlenmesi, uluslararası hukuk alanında olduğu gibi, ulusal hukuk alanında da düzenleme bulmuştur. Uluslararası alanda, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün  (ILO)  1996 yılında bağlayıcı olmamakla birlikte, işçilere ait kişisel bilgilerin elde edilmesi ve işçilerin izlenmesine ilişkin tavsiye niteliğinde bir metni bulunmaktadır.Uluslararası alanda diğer bir metin ise Avrupa Birliği’nin kişisel verilerin korunmasına ilişkin olarak değişik tarihlerde kabul ettiği direktiflerdir. Söz konusu direktifler, özel ve tüzel kişilere ait kişisel verilerin toplanması, işlenmesine ve hukuka aykırı işlenme durumlarında hukukî sorumlulukları düzenlediklerinden, işçilerle ilgili kişisel verilerin toplanması ve işlenmesinde de uygulama alanı bulabilir.

İşverenin gözetme borcu, işçinin kişilik haklarına ve Anayasa’da düzenlenen haberleşme ve özel hayatın korunması ilkelerine saygı  göstermeyi kapsar.Genel olarak işveren sözü edilen tedbirlerin Anayasa tarafından korunan haberleşme özgürlüğüne aykırı olmamasına özellikle dikkat etmelidir. Haberleşme hürriyeti anayasal bir hak olarak herkese eşit bir şekilde tanınmıştır (AY. m. 22).

 Türk Medenî Kanunu’nun 23 vd. maddelerinde düzenlenen kişilik haklarının ihlâli söz konusu olabilmektedir. İşçilerin hukuka aykırı izlenmeleri ile kanun tarafından kişilik hakkı olarak teminat altına alınan özel hayat, sır alanı, isim, resim ve ses üzerindeki haklar ihlâl edilebilmektedir. Bu tür ihlâllere karşı, TMK. m. 24  ve 25’te ile Borçlar Kanunu m. 49’da (TBK. m. 58/I) genel olarak düzenlenmiş bulunan kişiliğin korunması hükümlerinin iş hukukuna yansıması söz konusudur. İşçinin işverenin kişisel bağımlılığı altında bulunması iş ilişkisinde, işçinin kişiliğinin korunması açısından özel bir önem arz eder. İşçinin rızası bulunsa bile, kişilik haklarına ve özgürlüklerine getirilecek kısıtlamalar ancak, hukuka ve ahlâka aykırı olmadıkları oranda geçerlidir. (TMK. m. 23/II, BK. m. 19/II, m. 20/I) (TBK. m. 27/I). Bu konuda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda “İşçinin Kişilik Haklarının Korunması” başlığı altında yeni bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenle-meyle doğrudan işçinin kişilik haklarının korunması hizmet sözleşmesinde işverenin yükümlülüğü olarak yer almış bulunmaktadır. Buna göre, “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür” (TBK.m. 417/I) hükmü ile işçinin işyerinde uğradığı hukuka aykırı durumlara karşı bir tedbir alınmıştır

BÖLÜM 3

İŞÇİNİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İfade özgürlüğü, insanların serbestçe düşünce ve haberlere ulaşabilmesi,fikir edinebilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden ötürü kınanmaması ve değişik vasıtalardan yararlanarak bu fikirleri serbestçe aktarabilmesi ve savunabilmesi olarak tanımlanabilecektir.  İfade hakkı belli bir olay, durum hakkında görüş ifade etmek olabileceği gibi kendi görüş ve düşüncelerini söz veya giyimle dış dünyaya ifade şeklindede açıklanabilir.

Toplumun temel yapı taşı ve sosyal bir varlık ve insan olan işçinin başkalarının hak ve hürriyet sınırlarına girmeden kendi görüş ve düşüncelerini açıklama hakkı mevcuttur. İşçide toplumdaki diğer insanlar gibi  bu hakkını Anayasa  ve Uluslararası sözleşmelerden alır.

Uluslararası belgelerin en önemlilerinden biri olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19.maddesine göre, “ Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.”. Bu maddeyle düşünce ve ifade özgürlüğü bir temel hak olarak kabul edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10.maddesi ifade özgürlüğü başlığınıtaşımaktadır. Söz konusu maddeye göre, “1.Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1976 yılında verdiği bir kararda, ifade özgürlüğünün niteliklerini şu şekilde belirtmiştir: “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur.(Sorgu, Sezgi)

İfade özgürlüğü,10.maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen “haber” ve “düşünceler” için değil; ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her “formalite”, “koşul”, “yasak” ve “ceza”, izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır”.

Anayasamızda ifade özgürlüğü şu şekilde düzenlenmiştir. 1982 Anayasası’nın 25. ve 26.maddelerinde “düşünce ve kanaat hürriyeti”, “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıkları altında düzenlenmiştir. Madde 25 uyarınca, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

 Anayasamızın 26.maddesine  göre ise, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçlarınönlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla belirlenir “.

İşçiler açısından işverene bağımlı olarak iş görmeleri Anayasa ile tanınan temel hak ve özgürlüklerinden vazgeçmeleri anlamına gelmemekte; işyerinin kapısından içeri girmekle söz konusu özgürlükler son bulmamaktadır. İşyeri, işçinin anayasal temel hak ve özgürlüklerini kullanabilecekleri alanlardan biridir ve bu hak ve özgürlüklerinden birisi de ifade özgürlüğüdür.

Anayasal bir temel hak olan ifade özgürlüğü, işçiye, bireysel veya toplu olarak siyaset, din, bilim, sanat, spor ve benzeri alanlarda dilediğini düşünmek, bu konudaki düşüncelerini serbestçe açıklamak ve yaymak hakkını vermektedir. İşveren de işçinin bu hakkına katlanmak zorundadır.

Belirtmek gerekir ki, esas itibariyle işyeri işçinin kendisini ifade etmesi için ideal bir yer değildir. Çünkü işyerinde işgörme borcu ifa edilir. Ayrıca işyerindeki hiyerarşik düzen, ifade özgürlüğünün önünde bir engeldir. Buna karşılık, işyerinde işçinin diğer işçilerle ya da çeşitli iletişim araçları ile işyeri dışındaki kişilerle özel hayatına ilişkin veya işyeri düzeni, çalışma koşulları gibi konularda görüşmeler yapması mümkündür. Bu çerçevede, ifade özgürlüğünün işyerinde sadece işverenin/işveren vekillerinin/diğer işçilerin istediklerini değil; her türlü görüş ve düşünceyi açıklama özgürlüğü olduğu söylenebilir.

Nitekim 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5.maddesinde düzenlenen “eşit davranma ilkesi”, ifade özgürlüğü koruyarak, bu nedenle ayırım yapılmasını yasaklamış; “iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım” yapılamayacağını öngörmüştür.

Yine Türk İş Hukuku mevzuatına bakıldığında, 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un resmi ve dini bayram günleriile yılbaşı günü ve 1 Mayıs günü genel tatil günleri olduğunu belirten 2.maddesi, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 25,26.)66, 31 (1).67, 58. 59. 63. 78. maddeleri ifade özgürlüğünü dolaylı olarak içeren düzenlemeler olarak değerlendirilebilir (Öktem Sezgi)

SONUÇ :

Tüm hak ve özgürlüklerin kullanımında olduğu gibi ifade özgürlüğünün kullanımının da bazı sınırları bulunmaktadır. Buna göre, öncelikle, işçi, ifade özgürlüğünü işgörme borcunu yerine getirmesini engelleyecek şekilde kullanamayacaktır.

Nitekim düşünce özgürlüğü de herkesin her istediğini, istediği yer ve zamanda söyleyebilmesi anlamını taşımamaktadır. Bu anlamda, örneğin işçi, iş saatleri içerisinde izinsiz olarak bir toplantıya veya tartışmaya katılamayacaktır.

İfade özgürlüğüne yönelik ikinci sınırlama işçinin sadakat borcu çerçevesinde söz konusu olabilecektir. İfade özgürlüğü, işçinin, ideal içeriğe sahip düşünce açıklamalarını korumakta; aynı zamanda işçinin, işverene ve işyerine yönelik eleştirel açıklamalarını da kapsamaktadır. İşte bu halde, işçinin sadakat borcunu ihlal etme tehlikesi bulunmaktadır. İşçinin sadakat borcunu zedelemeksizin nereye kadar açıklamalarda bulunabileceği, eleştirel açıklamaların sadece işyerine ilişkin veya işverenin davranışları ile ilgili olup olmamasına bağlıdır.

Bununla birlikte, işyerindeki iş koşullarına ilişkin işçinin eleştirel açıklamalar yaparak bunları kamuya açıklamasının, kural olarak, önüne geçilmelidir. Zira kamunun sadece işyerini ilgilendiren iç sorunlar hakkında bilgi sahibi kılınması, sadakat borcu gereğince işçinin sorumluluğunu gündeme getirecektir. İşyerine doğrudan doğruya yönelik olmayan genel nitelikteki açıklamaların işçi tarafından yapılması ise mümkündür. Örneğin, işçi, kamuya yönelik çevre kirliliğine ilişkin açıklamalarda bulunma hakkını haizdir.

İşyeri barışının işçinin ifade özgürlüğünü sınırlama gerekçesi olarak kullanılıp kullanılamayacağı tartışmalıdır. Bazı görüşler ve bu görüşlerin açıklanması işyerinde çalışma barışının bozulmasına ya da bozulma tehlikesinin ortaya çıkmasına yol açabilecektir. İşçinin bu durumlardan kaçınması sadakat borcunun bir gereğidir

Yargıtay kararlarında konunun derinlemesine tartışılmadığı, daha çok iş mevzuatındaki düzenlemeler çerçevesinde sonuca ulaşıldığı görülmüştür. Ancak doktrinde benimde görüş birliğinde olduğum nokta, işçinin işyerindeki ifade özgürlüğü hakkının iş hukuku mevzuatı hükümlerinin ötesine geçilerek anayasal bir temel hak olarak daha kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesidir.

BÖLÜM 4

İŞYERİNDE İŞÇİNİN  GİYİM TARZI VE MÜDAHALE SINIRI

Öncelikle kıyafet ve genel görünüm, kişilik hakları arasında yer alan özel yaşam hakkı ile ilgili bir konu. Dolayısıyla işçinin kişilik hakları ile ilgili olan bu konuya işverenin müdahil olabilmesinin gerçekten haklı nedenleri olmalıdır.

Bu nedenlerin başında da şüphesiz ki iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin önlemler ve yükümlülükler geliyor. Yasa ve yönetmelikler çerçevesinde, işveren işçiye iş sağlığı ve güvenliği bakımından verdiği koruyucu kıyafet ve malzemenin kullanılmasını isteyebilecek ve kullanılmaması koşulunda gereğinde işçiye hukuksal yaptırım uygulayabilecektir. İşçinin giyim tarzına, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale yetki ve sorumluluğu bu konudaki yönetmelikle açıkça belirtilmiştir. Bu konuya örnek olarak gösterilebilecek bir kararında yüksek mahkeme işverenin verdiği koruyucu malzemeyi kullanmamakta ısrar ederek kendi sağlığını tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle yerel mahkemenin verdiği işe iade kararını reddetmiştir.

İşverenin işçinin giyim ve dış görünüşüne müdahalesini haklı kılabilecek bir diğer haklı neden üretilen mal ya da hizmetin hijyen ve dolayısı ile de sağlık koşullarına uygunluk sebepleri olabilir. İşverenler özellikle gıda ve ilaç üretimi, sağlık hizmeti gibi alanlarda işyerlerinde maske ve bone kullanılması, sakal bıyık bırakılmaması türünden talimatlarla işçilerin iş esnasındaki kıyafetlerine ve görünümlerine müdahil olma hakkına sahiptirler.

Yargıtay bir kararında görevi aşçı olan bir personelin uyarılara rağmen sakalını kesmekte direnmesi üzerine iş sözleşmesinin tazminatsız olarak sona erdirilmesinde işvereni haklı bulmuştur. Yüksek mahkeme kararının gerekçesinde “Gerçekten davacının sakal bırakması sağlık koşulları ve gördüğü işin niteliği ile bağdaşmaz.” demektedir.

işverenin işçinin kişilik hakları arasında yer alan özel yaşam hakkıyla ilgili olan giyim, kuşam ve genel görünüşüne ait konulara iş sağlığı ve güvenliği ile hijyen, sağlık gibi gerekçelerle müdahil olabilir.

“İş sağlığı ve güvenliği ya da hijyen gerekçesine dayanmayan istemler bakımından işçinin özel yaşam hakkıyla dengelenmesi gereken yarar, işverenin toplumdaki izlenim ve saygınlığının korunması olarak da ortaya çıkabilir. Belirtmek gerekir ki, işverenin bu noktadaki yararı, salt ekonomik nitelikli değildir; dolayısıyla işçinin özel yaşam hakkı karşısında bu yarar, işçinin konumu, yapılan iş ve işçiden giyilmesi istenen giysinin özelliğine göre –başka bir anlatımla, özel yaşama müdahalenin ağır olmaması koşuluyla- üstün tutulabilir ya da olayın özelliklerine göre bu isteme işçinin rıza göstermesi sadakat borcunun bir parçası olarak algılanabilir. AİHK (7) verdiği bir kabul edilebilirlik kararında (kara v.UK) İş sağlığı ve hijyen gereklerinin yanı sıra, işverenin toplumdaki izleminin özellikle halkla ve diğer organizasyonlarla temas halinde bulunan çalışanlardan belirli giyim kurallarına uymalarının istenmesini haklı kılabileceği sonucuna varmıştır.  Özellikle toplumda işvereni temsil eden işçilerin, işverenin giyim tarzı konusundaki duyarlılığına uygun hareket etmesi gerekir. ” (Sevimli,  Ahmet)

“İşçilerin yaptıkları işle bağdaşır şekilde giyinmeleri gerekir. Ancak örneğin banka personelinden ya da hukuk bürosu çalışanlarından kravat takmalarını istemek, hukuka uygun kabul edilecekken aynı istemin makine başında çalışan bir torna ustasına yöneltilmesi halinde varılacak sonucun farklı olması doğaldır. Belirtmek gerekir ki; kozmetik mağazaları, moda evleri vb. işyerleri söz konusu olmadıkça işverenin işçi üzerinde moda veya zevk diktası kurmaya hakkı yoktur ve işyerinin ve işin özelliklerine göre dürüstlük kuralına uygun olmayan talimatlar geçerli kabul edilmeyecektir.” (Sevimli, Ahmet)

SONUÇ :

İŞ Kanunu Madde 77 .  «işverenler işyerinde işsağlıgı ve güvencesinin sağlanması için her türlü önlemi almak ve denetlemek  zorunda ; işçiler de iş sağlığı ve güvencesi hususunda alınan her tür tedbire uymakla yükümlüdür.» seklindeki düzenlemesi ile bu konuda genel olarak sınırları çizmiştir.

İşyerindeki giyim tarzı ve müdahalede esas alınması gereken  ölçü ; Güvenlik ve Hijyen kavramlarıdır.

Kişisel Koruyucu Kullanımların İşyerinde Kullanımı Hakkındaki Yönetmelik in 8. Maddesi gereği  “  İşveren işçilerin kişisel koruyucu donanımlarını uygun şekilde kullanmaları için her türlü önlemi alacaktır”

«İşçilerde kendilerine verilen kişisel koruyucu donanımları aldıkları eğitim ve talimata uygun olarak kullanmakla yükümlüdür.” m8/2

Sonuç olarak işyerinde kılık, kıyafet ve görünüm her koşulda işverene işçiye müdahale ve yaptırım uygulama hakkı vermez. Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi işin ve görevin özelliği, iş sağlığı güvenliği, sağlık ve hijyen gibi gerekçelerle müdahale ve hatta yaptırım uygulanması mümkündür. Bu nedenle her somut olay ayrı ayrı değerlendirilerek sonuca gidilmelidir.

 

 

 BÖLÜM 5

İŞÇİNİN İŞYERİNDE DİĞER İŞÇİLERLE İLİŞKİSİ

İşveren işçinin diğer işçilerle ilişkisine müdahalesi iş yaşamındaki alana müdahalede en hassas çizgiyi teşkil etmektedir.

Sosyal varlık olan insanın çevresindeki diğer insanlarla iletişim halinde olmaması mümkün değildir. Ancak işyerindeki bu davranış ve seçimler özel yaşam hakkı bağlamında incelenmelidir.

Kural olarak hak ve nısfet ölçüleri gereğince İşveren, işçinin özel yaşam alanındaki diğer işçiler ilişkisine müdahale edemez.

Nitekim AİHM nin tavsiye kararı niteliğindeki görüş açıklamasındada belirtildiği gibi

«İşçinin özel yaşamına ve insanlık onuruna özelliklede işyerindeki sosyal ve bireysel ilişkilerini devam ettirme hakkına saygı göstermeli ve bu alan korunmalıdır»

Bunun dişinda yapılması büyük dikkat ve sessizlik gerektiren işlerden işveren gürültü çıkarıp dikkat dağıtan kaos yaratan işçisinin işyerinin verimliliği genel sosyal ortamı bozma gibi sebeplerden uyarma hakkına sahiptir.

İşverenin işçinin diğer işçilerle ilişkisine müdahalesi esasen işyerinde yaşanan özel hayat yani aşklar, ayrılmalar vs nin işyerine ve verimliliğe etkisi bakımından hukumuzda tartışma konusu olmuştur.

İşverenler bu tür “işyeri aşklarına” performans ve verimliliği  düşürme tehlikesine istinaden hoşgörülü bakmamaktadırlar. Hatta bazı işyerlerinde bu gönül ilişkileri fesihle dahi sonuçlanabilmiştir. Yargıtay çoğunlukla özel hayat ve müdahale sınırları çerçevesinde işçiyi korumuş kimi zamanda işverenin kuvvetli gerekçeleri ile işvereni haklı bulmuştur.

Örnek olarak Yargıtay bir kararında  “….Davacı, davalıya ait fabrika işyerinde çalışmıştır. Hizmet akdi işveren tarafından aynı işyerinde çalışan diğer bir işçi ile gönül ilişkisine girdiği gerekçesiyle sona erdirilmiştir. Bu ilişki kesin delillerle kanıtlanabilmiş değildir. Diğer taraftan böyle bir gönül ilişkisinin varlığı kabul edilse bile bu ilişki işyeri çalışmalarını aksatmadığı ve çalışma düzenini bozmadığı sürece işverene 1475 sayılı İş Yasası’nın 17/II. maddesi gereğince fesih hakkı vermez. Mahkemenin yazılı şekilde davacının ihbar ve kıdem tazminatı isteklerini reddetmesi hatalıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA, 25.02.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Görüldüğü gibi Yüksek mahkeme işyerinde iki çalışan arasında yaşanılan gönül ilişkisinin işyeri çalışmalarını aksatmadığı ve işyeri düzenini bozmadığı sürece bir fesih nedeni oluşturmayacağı görüşüyle işyeri yönetimi tarafından bu nedenle yapılan feshi haksız bulmuştur.

SONUÇ:

İşçiler arasındaki  ilişkiler her zaman aynı biçimde tezahür etmemektedir. İşyerindeki  özel ilişkiler işyerini ve işyerindeki diğer insanların verimliliğini etkilediğinde ortaya çeşitli sorunlar çıkmaktadır. Bu durumda işyerinin düzeninin bozulması gerekçesiyle işyeri yönetimleri konuya müdahil olmakta ve fesih haklarını kullanmaktadırlar.

Fakat fesih hakkından önce iş sözleşmesinde özel bir madde yoksa işveren işçiyi uyarmalıdır. İşverenin uyarılarına karşın bu işçinin aynı davranışlarını sürdürmesi ise iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedene dayanarak bildirimsiz sona erdirilmesine neden olabilecektir.

BÖLÜM 6

İŞÇİNİN KİŞİSEL VERİLERİ

“Kişisel Veri, Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade eder.” Şeklinde ifade edilmiştir. Kişisel verilerin koruma kanunu tasarısında.

Kişisel veriler ve koruma kapsamı  Anayasamızda  çok yakın bir tarihte (2012) düzenlenmiştir.

“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir.

 Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir.” m.20

Avrupa Birliği ne girme yolunda uyum yasaları çerçevesinde imzaladığımız veya taraf olduğumuz aşağıdaki sözleşme maddeleri de tüm yurttaşlarımızı olduğu gibi işçilerimizi de korumada hukuki açıdan kullanılabilmektedir.

–AB Temel Haklar Sartı 8.md (Avrupa Anayasası mII-68)

“Herkes kendisi hakkındaki kişisel verilerin korunması hakkına sahiptir» Bu tür veriler açıkça belirtilmiş amaçlarla dürüst biçimde ve ilgili olduğu kişinin rızası temelinde yada yaslarca öngörülen diğer meşru temellerle işlenmelidir..Herkes kendisi hakkında toplanmış verilere ulaşım ve düzeltme hakkına sahiptir.” Şeklinde kişisel verileri düzenlemiştir.

–Avrupa Konseyi 108 sayılı Sözleşmesi ile de «Kişisel Verilerin Otomatik olarak işlenmesi karşısında kişinin korunmasına yönelik» genel bir düzenleme yapmış ve kararlarında da bu düzenleme ile

Avrupa Birliği nin 95/46/EC sayılı «Verilerin İşlenmesi ve Uluslararası dolaşımında Bireyin Korunması na ilişkin yönergeyi gerekçe olarak kullanmıştır.

Türk Hukukunda da bu hususta özel bir kanun tasarısı hazırlanmış olmakla kanunlaşmayı beklemektedir.

Hukukumuzda Kişisel verilerin hukaka aykırı elde edilmesi ve toplanmasına karşılık tüm vatandaşlarımız MK m. 24-25 cercevesinde dava acma hakkına sahiptir.

Yine Borçlar  Kanunumuzda (m.419)  «İşveren işyerindeki kayıt ve belgelerdeki işçiye ait verileri ancak işçinin hizmet ilişkisinde yeterliliği, işgörme ediminin yerine getirilmesi için gerekli olmaları halinde işleyebilir seklinde düzenlemiştir.

İş Kanunun md 75. Maddesinde ise

 « İşveren çalıştırdığı her işçi için bir özlük dosyası düzenler, işveren bu dosyada işçinin kimlik bilgilerinin yanısıra bu kanun ve diğer kanunlar uyarınca düzenlemek her türlü bilgi ve belgeyi saklamakla yükümlü olmakla istendiğinde ilgili merci veya müfettişlere göstermek zorundadır.» seklindeki düzenleme yapılmıştır.

Buradaki esas ölçü ise «işin gerektirdiği verilerin» işlenmesi olmalıdır.

SONUÇ :

Aslında -beyaz yakalı işçiler dahil-  “kişisel veriler konusunda” henüz işçiler  yeterli  ölçüde bilgiye sahip olmadığından kendini koruyamamakta bu alandaki haklarından bi’ haber yaşamaktadır. O nedenle bu hususta herşeyden önemli olan işçilerin farkındalıklarının sendikalar ve ya bağlı oldukları birimlece artırılmış olması gerekliliğidir. Kişisel verilerinin ne olduğunu bilmeyen bir işçinin kendisini koruması veya haklarını savunabilmesi mümkün değildir.

Yukarıdaki açıklamadan sonra işçilerin bu konudaki haklarını açıklayacak olursak ;

İşveren iş Kanunu geregince , işçilere ilişkin topladığı kişisel verileri dürüstlük kurallarına ve hukuka aykırı olarak kullanmak ve bu hususta gerekli hassasiyeti azami ölçüde göstermek zorundadır.

İşveren her ne kadar İş Kanunu 75 gereği bilgi belge ve ilgili verileri  toplamakla yükümlü isede «İşin ve İşyerinin gerektirdiği veriler» ölçüsünü bir elinde tutarak bu işlemleri yapmak zorundadır

Aksi takdirde bu verilerin işlenmesi nedeni ile işçi maddi veya manevi zarar görür ise TCK 132,134 vd özel hayatın gizliliğini ihlal sucunu işlemekle MK ve BK nun ilgili maddeleri gereği maddi ve manevi tazminat hükümlerine tabi olacaktır.

Veri işlemenin hukuka uygunluğu KVKKKT da md 61 de düzenlendiği üzere «Ancak İlgili Kişinin rızası ile işlenebilir, 61/2 « Hassas kişisel verilerde kanunla yasaklanmayan hallerde kişinin yazılı rızasının alınması gerekmektedir.»

95/46/EC ye göre ise «Ancak kişinin acıkca ve şüpheye yer bırakmayacak ölçüde rıza göstermesi halinde işlenebilir.

Hem hukukumuzda hem de Avrupa Konseyi nin ilgili düzenlemelerinde istisna «yeterli ve orantılı olmak üzere kişisel verilerin sadece acık, meşru ve üstün bir kamu yararı için toplanmasıdır.

 

 BÖLÜM  7

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME :

İşçi ve İşveren arasındaki Hizmet Sözleşmesi iki taraflı (sinallagmatik ) bir sözleşmedir. Her iki tararfada borçlar ve haklar getirmektedir.

Açıkladığımız üzere işçinin yapması gerekenler, ifası zorunlu olan borçları olduğu gibi İşvereninde kaynakların korunması, işletmesel nedenler, sorumluluk gerekliliği, performans değerlendirmesi, verimlilik ölçümü, güvenlik endişeleri gibi nedenlerden dolayı yönetim ve denetim hakkını kullanma hakları mevcuttur.

İşveren söz konusu hizmet sözleşmesinde işçiden daha güçlü olan bir taraf olduğundan İşveren, İşçinin işyerindeki davranışlarına ve yaşam sekli gibi iş alanındaki yaşam sekline müdahalede bulunurken

«İŞÇİLERİN

-ANAYASAL HAKLARINA ,

– ÖZEL HAYATLARINA,

– İLETİŞİM HAKLARINA,

– BİRBİRLERİ İLE OLAN İLİŞKİLERİNE

– KENDİLERİNİ İFADE HUSUSUNDAKİ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNE,

– KİŞİSEL VERİLERİNİ KORUMA YÜKÜMLÜLÜKLERİNE

 TEMEL HAK VE HÜRRİYET ALANLARINA GİRMEDEN MÜDAHALE ETMELİDİR.

SÖZ KONUSU MÜDAHALEDEDE KANUNLARIMIZIN  LAFZINA VE RUHUNA AYKIRI OLMAYACAK SEKİLDE  GEREKÇELENDİRME YAPMALI VE BU GEREKÇELENDİRME SIRASINDADA ÖLÇÜLÜLÜK VE HAKKANİYET İLKELERİNİ ESAS ALMALIDIR.

İŞÇİ İSE İŞİNİ İFA ETTİĞİ İŞYERİNDE ;

– İŞÇİNİN SADAKAT İLKESİ İLE İŞİNİ YERİNE GETİRME PRENSİBİ CERCEVESİNDE

-İŞYERİNİ ÇALIŞMA ORTAMINI GÖZETEREK,

– BAŞKALARININ HAK VE HUKUKUNA SAYGI GÖSTEREREK,

-KENDİ ÖZNEL HAKLARINDAN VAZGEÇMEDEN

-İŞYERİNDE BULUNMA AMACINI GÖZÖNÜNDE TUTARAK KURALLARA UYMAKLA YÜKÜMLÜDÜR.

 

 

 

 

KAYNAKÇALAR

1-   Hayrunisa Özdemir –“İşyerinde işçilerin izlenmesi ve kişilik haklarının korunması” adlı akademi çalışması, Erzincan Hukuk Fak. Öğretim Üyesi

2-   “İşçinin  sadakat borcu ve uygulaması”  Prof. Dr. Fevzi DEMİR (Yasar Üniversitesi Hukuk Fakültesi) Ars. Gör. Gönenç DEMİR –(Dokuz Eylül Üniversitesi İsletme Fakültesi)

3-   “İşverenin Yönetim Hakkının kullanılmasında etik sınırlar “Doç. Dr. Z. Gönül BALKIR- Kocaeli Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

4-   İşyerinde İşçinin Bilgisayar ve internete özel amaçlı kullanımının iş ilişkisine etkisi , Doç Dr. Zeki Okur 2005

5-   İşyerinde Elektronik gözetim uygulamaları ,Mehmet Tekergül

Kadir Has Ünv. Öğretim Üyesi)

6-   Anayasal bir temel hak olarak  ifade özgürlüğü nün işçi açısından işyerinde yansımaları ,Doç Dr. Sezgi Öktem Songu, Dokuz Eylül Ünv. Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı Öğr

7-   İşçinin Özel Yaşamına Müdahalenin sınırları, Prof. DR. Ahmet Sevimli İstanbul Ünv. Huk. Fakültesi

8-   Centel, Tankut:İş Hukuku, Bireysel İş Hukuku, C. I, İstanbul 1994.

9-   Çelik, Nuri: İş Hukuku Dersleri, 18.basım, İstanbul 2005.

10-                  Savaş, F. Burcu: İş Hukukunda  “Siber Gözetim”, Çalışma ve Toplum, 2009/3,

11-                  SOYSAL, Tamer; Avrupa Birliği ve Türkiye’de Veri Korunması Hukuku Bakımından Elektronik Posta

12-                  SÜZEK, Sarper,  “İşverenin Yönetim Hakkı ve Sınırları”, Prof. Dr. Metin Kutal’a Armağan, TÜHİS Yayınları, Ankara  1998,

Dijital Bölünme – Sayısal Uçurum-Dijital Gap

 

GİRİŞ

Günümüz bilgi çağı ve bilgi uygarlığının  ortaya çıkışını  ve bu yeni toplumsal yapılanmalar  öncelikli  olarak Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) tetiklemiş bulunuyor. Geçmişte sanayi toplumu için gözlenen örgütleniş, işleyiş, sosyal ilişkiler, üretim, piyasa, pazarlama, tüketim ilişkileri ile politik süreçlerin yapılış ve işleyişleri, bugün köklü dönüşümler geçirerek yeniden şekillenmekte ve yapılanmaktadır. Böylesi köklü bir dönüşüm, toplumsal örgütlenme ve yapılanma kalıplarının  yeniden şekillenmesinde etkili olan temel unsur, teknolojik paradigmadaki kayma ile ilgilidir. Sanayi Devrimiyle yapılanan sanayi toplumunun örgütlenme ve yapılanma kalıpları, mekanik paradigmaya dayalı olarak gerçekleşmişti. Bilgi toplumu ve bilgi çağı ise iletşlim ve bilişim teknolojilerinin yani iletişim ve bilişim paradigmasının şekillendirdiği toplumsal kalıp ve yapılanmaları devreye sokuyor. Böylece sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş, toplumsal bütünün merkezî ve temel unsuru olan teknolojik paradigmadaki kayma ile devreye girmiş bulunuyor. Zira iletişim ve bilişim teknolojileri paradigması toplumsal yapılanmalara yeni bir örgütlenme bağlamı ve tabanı sunmuş bulunuyor.

Bilgi ve iletisim, 21.Yüzyılın sembolü olup, ulusların gelismisliginin ana göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bilgiye ulasıp, topluma yaymayı basarabilen ülkeler, yeni bilgilerin üretilmesi için de gerekli kaynagı hazırlamıs olmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, insanı esas alarak bilgi toplumu olma yolunda ilerleyen ülkelerce gerçeklestirilecektir. Gerektiginde herhangi bir yere iletilmesi ya da herhangi bir yerden bu bilgiye erisilmesini, elektronik, optik ve benzeri tekniklerle otomatik olarak saglayan teknolojiler, “Bilgi Teknolojileri” olarak tanımlanmaktadır (Ceyhun, 1997)

Bilgi ve iletisim teknolojileri uydu yayıncılık aglarını, televizyon, video, dijital radyo, internet, kablosuz iletisim araçlarını (mobiltelefon, video, dijital video diskleri, CD-ROM ve dijital/sesli posta, vb.) içermektedir. Bu teknolojilerin tümü, dijital bilgi agına baglanıldıgında, bilginin global anlamda hızlıca akısını saglamaktadır.

Ülkeler, varolan toplumsal ve ekonomik yapılarını bu teknolojiler ve uygulamalar çerçevesinde yeniden biçimlendirmek istemektedirler. Çünkü “Bilgi Toplumu” hedefine ulasmanın yolu buradan geçmektedir. Bu hedefin temellerinden bir tanesi, ulusal ölçekte iletisim altyapılarının kurulması, yani toplumun bütün kesimlerine adil ve yaygın erişiminin saglandıgı, bilgi ve hizmet kaynaklarına ulasılmasına ve iletisim aglarının oluşturulmasına baglıdır.İnternet günümüzde bu altyapıların temelini olusturmaktadır. Ülkemizde bilgi teknolojileri kullanım egilimi hızla artsa da, hala istenilen düzeyin oldukça gerisindedir. Öyle ki OECD ülkelerinde bilgi ve iletisim teknolojileri (BİT) yoğunluğu incelendiginde düsük yogunluklu ülkeler arasında yer aldıgımız görülmektedir. (Atılgan,O)

Sanayi Devrimine benzer olarak BİT’nde yaşanan gelişmeler her geçen gün üretim ve tüketim kalıplarını değiştirmeye başlamıştır. Bu gelişmeler bir çok yazar tarafından “Dijital Devrim” olarak adlandırılmaktadır. Ancak, her sosyo-ekonomik değişimde olduğu gibi dijital devrimin de toplum içinde kaybeden ve kazanan tarafları bulunmaktadır. Daha önce çoğu gelişmiş ülkede ulusal bağlamda tartışılan BİT’nin sosyal ve ekonomik alanlarda getirdiği sorunlar, artık Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD gibi uluslararası platformlarda gündem maddesi olarak yerini almaktadır.( Öztürk,L)

İçinde bulunduğumuz bilgi çağında ülkelerin zenginlikleri, öncelikle bilgi ve eğitilmiş insan kaynaklarının zenginliği ile ölçülmektedir. Son çeyrek yüzyılda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, ülkelerin ekonomik ve sosyal yaşamlarında köklü değişikliklere yol açmaktadır. Bu değişim, bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) ulusal üretimden aldığı payın giderek artması ile de kendisini belirgin bir biçimde göstermektedir. Bilgi Çağı ve beraberinde getirdiği yenilik ve  gelişmeler yeni sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlardan biri de ülkelerin ve insanların bir kısmının dijitalleşme sürecinin dışında kalmasıdır.

 Sayısal uçurum olarak adlandırılan bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkelerin temel bir sorunudur ve esasen bu sorun Kuzey ve Güney arasındaki mevcut uçurumun daha da derinleşmesine de sebep olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerden biri olan Türkiye, bir taraftan bilgi toplumu hedefinin gereklerini yerine getirmek için çaba sarf ederken, diğer taraftan bu sürecin sayısal uçurum gibi sorun ve zorluklarıyla da karşı karşıya kalmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM

DİJİTAL BÖLÜNME

 

I.I. DİJİTAL BÖLÜNMENİN ARKASINDAKİ ESAS FAKTÖR OLARAK  İNTERNET

 

Bilgi ve teknoloji arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Tarih boyunca bilimsel aydınlanma dönemlerinin ardından büyük teknolojik gelişmeler gelmiş, teknolojik gelişmelerde insanların bilgiye ulaşmalarını kolaylaştırmak suretiyle yeni bilimsel aydınlanma dönemlerini tetiklemiştir.

Dijital bölünmenin algılanması için bilgi devriminin dalga dalga gelişimini incelemekte yarar vardır. Birinci dalga matbaanın icadı ile başlamıştır. Matbaanın icadı ile bilgi tabana doğru yayılmış ve toplum kesimleri arasındaki bilgi asimetrisi azalmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken ilk dalga ile toplum kesimleri arasındaki bilgi asimetrisinin azalmasıdır. İkinci dalga ise buhar makinesinin icadı ile endüstri devriminin başlaması ve ulaşım araçlarının yaygınlaşmasıdır. Ulaşım araçlarının yaygınlaşması ile insanların birbirleri ile etkileşimi artmıştır. Üçüncü dalga, iletişim teknolojilerinin dünya üzerinde hızla yayılması ile başlamıştır. Dördüncü dalga ise internettir.

 

İnternet, www ya da Hypertext devrimi olarak da adlandırılabilecek olan gelişme dokümanlar arasında bağlantı kurulması mantığına dayanmaktadır. Hypertext yani harici metinin mantığı bir dokümanın üç boyutlu olarak kendisi ile ilgili başka dökümanlarla bağlantılı olmasıdır. Harici metin kavramı www devriminin temelini oluşturmakta ve bir doküman ile ilgili bilgilere hızla ulaşılmasını sağlamaktadır. Harici metin kavramı ilk olarak 1945 yılında ABD başkanı Roosevelt ’in bilim danışmanı olan Vannermar Bush tarafından ortaya atılmıştır. Vannermar Bush, Memex adında, çok miktarda bilgiyi içinde depolayıp, kullanıcılara bilgi patikaları oluşturup bilgiyi rahatça işlemeleri imkânı veren, ilgili metin, resim gibi belgelere hızla ulaşmalarını sağlayan ve istenildiği zaman kolayca bulunabilmesi için metinler üzerine işaretler koyan bir makinenin yapılmasını önermiştir. Vannermar Bush bu makine sayesinde araştırmacıların yoğun bilgi içinde kaybolmadan, sadece ilgili bilgilere hızla ulaşılabileceğini düşünmekte idi.

1965 yılında Ted Nelson bilgilerin geleneksel şekilde bir sıraya göre yazılması yerine, okuyucuya seçme hakkı veren dokümanlar şeklinde yazılması fikrini ortaya attı. 1967 yılında Brown üniversitesin de Harici Metin Düzenleme Sistemi (Hypertext Editing System) adı altında ilk harici metin sistemi IBM/360 model bir bilgisayar üzerinde çalıştırıldı. 1991 yılında harici metin dosyalarının (HTML – Hypertext Mark-up Language) Harici Metin Aktarım Protokolünü – HTTP (Hypertext Transfer Protocol) kullanmak suretiyle internet üzerinde iletilmesini sağlayan www kullanıcı ara yüzünün geliştirilmesi ile internet kullanıcıları harici metin kavramı ile tanışmış oldu. www ara yüzü harici metin sistemini kullanmak suretiyle bilgiye çok hızlı ulaşılmasını sağlıyordu. Fakat internet üzerinde bilgiye erişilmesini kolaylaştıran en büyük atılım, web sayfalarının konularına göre dizin haline getirilmesini sağlayan arama motorlarının ortaya çıkması olmuştur. İnternet, bilgiye ulaşımı kolaylaştırmış ve büyük bilgi okyanusunun kullanılabilir duruma getirmiştir.

 

 

 

I.II. DİJİTAL (SAYISAL UÇURUM , SAYISAL BÖLÜNME ) BÖLÜNME KAVRAMI

Sayısal Bölünme farklı sosyo-ekonomik düzeydeki bireylerin, firmaların veya ülkelerin Bilgi İletişim Teknolojileri (BİT)’ne erişiminde ve kullanımında yaşadığı eşitsizlik olarak tanımlanmaktadır (OECD, 2001)

Dijital bölünmenin kapsamı karmaşık ve çok boyutlu olup, hem ülke içerisindeki hem de ülkeler arasındaki farklılıkları yansıtmaktadır. Bu bölünmenin nedenleri farklı niteliklere sahiptir. İlk düzeyde bölünme, önceki sosyo-ekonomik eşitsizliklerin ifadesidir. Dijital bölünme dijital değil, teknolojilerin derinleştirdiği sosyo-ekonomik bölünmedir. Dijital bölünme genel bir terim olmasına rağmen sosyo-ekonomik farklardan ve teknolojik farklılıklardan kaynaklanan tek bir dijital bölünme yoktur (Puga ,2009)

Dijital bölünme çok boyutlu bir kavram olup, üç farklı yönü vardır. Bunlardan küresel bölünme, sanayileşmiş ve gelişmekte olan toplumlar

arasındaki internete erişim sapmalarını; sosyal bölünme, bir toplumdaki bilgi zengini ve bilgi yoksulları arasındaki faklılığı; demokratik bölünme ise, online toplum içinde kamu hayatına katılım için dijital kaynakları kullananlar ile kullanamayanlar arasındaki farkı ifade etmektedir (Noris, 2001).Küresel dijital bölünme, büyük ölçüde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki mevcut sosyo-ekonomik dengesizliklerin bir sonucudur. Düşük gelir ve düşük eğitim düzeyine sahip ülkelerin, BİT’ne erişim ve kullanım oranı, yüksek gelir ve eğitim düzeyine sahip ülkelerden daha düşüktür (Cuervo ve Menendez, 2006). Farklı sosyal, kültürel, ekonomik ve coğrafi engeller nedeniyle yeryüzündeki herkes gelişen teknolojilerden aynı ölçüde yararlanamamaktadırlar. Yani gelişen teknolojilere sahip olma ve bu teknolojilerin imkânlarından yararlanma olanakları açısından, ülkeler hatta bireyler arasında bir eşitsizlik söz konusudur. İşte ülkeler arasındaki bu eşitsizlik küresel dijital bölünme, bireyler arasındaki eşitsizlik ise sosyal dijital bölünme olarak nitelendirilmektedir.

Dijital bölünme ülkeler arasında, ülke içerisinde, bölge içerisinde, hatta aile içerisinde gerçekleşebilmektedir. Bu yönüyle bakıldığında dijital bölünme üç seviyede incelenebilir (Dewan ve Riggins, 2005)

• Bireysel seviyede: BİT nin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline getirenler ile teknolojik, sosyolojik ve ekonomik dezavantajları nedeniyle BİT’ e erişim imkânından yoksun olanlar arasında bir farklılık ortaya çıkmaktadır.

• Kurumsal seviyede: Bazı kurumlar rakipleri karşısında avantaj sağlamak amacıyla BİT ni kullanırken, diğer kurumlar rakiplerinin gerisinde kalarak teknoloji takipçisi olmanın dezavantajlarını yaşamaktadırlar.

• Küresel seviyede: Bazı ülkeler BİT’ne yoğun yatırım yaparken ve bu teknolojilerin bireysel ve kurumsal olarak benimsenmesini teşvik edecek politikalar uygularken, bu yatırımları yeterince yapamayan ülkeler teknolojinin gerisinde kalmaktadırlar.

Dijital bölünme çoğunlukla ekonomik farklılıkların yoğun olduğu bölgelerde görülmektedir. Bu bölgelerdeki bireylerin BİT e sahip olması daha zor olacağından zincirleme bir yoksulluk devam etmekte ve var olan eşitsizlikten kaynaklanan eşitsizlikler giderek artmaktadır. Ekonomik unsurlar dışında cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi dijital bölünmede etkisi olan unsurların başında gelmektedir (Ilgaz ve Seferoğlu, 2010).

 Ayrıca BİT’nin kullanım bilgisi ve becerisi de dijital bölünmeyi etkilemektedir. Çünkü teknolojiye sahip olmak tek başına yeterli değildir. Gelişmiş teknolojileri kullanabilecek donanıma da sahip olmak gerekir. Görüldüğü gibi, dijital bölünmeye etki eden birinci derecede unsur BİT’nin varlığı ve bu teknolojilere ulaşım imkânları iken, ikinci derece unsur ise, söz konusu teknolojileri kullanma bilgi ve becerisidir.

Yapılan araştırmalar dijital bölünme açısından eğitimlilerin eğitimsizlerden, gençlerin yaşlılardan, kentte yaşayanların kırsalda yaşayanlardan, erkeklerin ise kadınlardan daha avantajlı olduğunu göstermektedir.

Eğitim dijital bölünmeye neden olan ve dijital bölünmenin önlenmesinde dikkate alınması gereken önemli faktörlerden birisidir. Teknolojik gelişmenin tetikleyici olabilmesi için ilk önce erişilebilirliğin ve rekabetçi ortamın sağlanması, daha sonra ise teknoloji eğitiminin verilmesi gerekmektedir. Kısa dönemde teknolojiye erişim sağlamak en önemli problem olarak görülse de, uzun dönemde dijital bölünmeyle ilgili temel problemler herkesin aynı etkinlikte teknolojiyi kullanamaması ve herkesin bilgi okuryazarı olmamasıdır (Saatçioğlu, 2006)

Doktrinde metodoloji ve sınıflandırmalar açısından farklı değerlendirmeler mevcuttur. Örneğin  “Four Digital Divides” adlı çalışmasıyla öne çıkan ve kabul gören  Keniston’a göre  ise genel anlamda zengin ve güçlü bireyler ile fakir ve güçsüz bireyler arasındaki ayrım olarak düşünülen dijital bölünmenin analitik bir inceleme yapılırsa dört boyutu bulunmaktadır.

Birinci bölünme; endüstrileşmiş ya da gelişmekte olan bütün ülkelerde var olan zengin, eğitimli ve güçlü olanlarla olmayanlar arasındakidir. Örneğin ABD’de yüksek gelirli ve eğitimli olanlarla düşük gelirli ve az eğitimli olanlar arasında bilgisayar sahipliği ve internet erişimi gibi konularda belirgin farklılıklar bulunmaktadır.

İkinci bölünme; daha az dikkat çeken lisan ve kültür alanlarındadır. Birçok ülke İngilizce ya da bir diğer batı Avrupa dilini konuşabilenler ile konuşamayanlar arasında bölünmüştür. Farklı kültürlere sahip olanlar, göçmenler, ya da yaşadıkları ülkenin dilini bilmeyenler eğitimde ve iş hayatında başarılı olamamaktadırlar.

Üçüncü bölünme ise; ilk ikisinden sonra kaçınılmaz olarak ortaya çıkan zengin ve fakir ülkeler arasındaki genişleyen uçurumdur. 1999 Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Raporu, büyük ölçüde kuzeyli zengin ülkelerle güneyli fakir ülkeler arasındaki açığa işaret etmektedir. Uç noktadaki örnekleri ABD ve İsviçre, Almanya, Finlandiya, İzlanda gibi kuzey Avrupa ülkeleri oluşturmaktadır. Bu ülkelerde hane halkının telefon sahipliği %90’ın üzerindedir. Bilgisayar sahipliği ve evden internet bağlantısı ortalaması %50’nin üzerindedir. Diğer uç noktada ise Afrika’nın büyük kısmı, Güney Amerika’nın büyük kısmı, Güney Asya, Çin, Endonezya kısacası dünyanın %80’i bulunmaktadır. Bunların telefon hizmetinden yararlanabilme oranı ise %3 ve altındadır. Evde bilgisayar sahipliği %1–2, evden internet bağlantısı ise bu oranın yarısı kadardır.

Ülkeler arasındaki dijital bölünmenin artmasının nedenleri açıktır. Eğer enformasyon ve iletişim teknolojilerine kapsamlı erişim bir ulusa avantaj sağlıyorsa, erişim seviyesinde gecikme diğer ulus için dezavantaj oluşturur ve açığın büyümesine neden olur. Bu nedenle uluslararası alanda kuzey ve güney arasındaki bölünme giderek artmaktadır (Kenneth, K).

Sayısal uçurum kavramı, ulusal bazda incelendiğinde, bireysel sosyoekonomik farklılıklar ve coğrafi bölgeler arasındaki eşitsizliklere vurgu yaparken, internet ve benzeri yeni enformasyon ve iletişim kaynaklarını, etkin biçimde kullananlar ile kullanamayanlar arasındaki farklara dikkat çekmektedir. Burada kullanıcıların gelir dengesizliklerine ek olarak, coğrafi engellerin aşılamaması, özellikle geniş bantlı ağ sistemlerinin semt, kent veya bölgelere göre yeterince dağılımının sağlanamamış olması da, eşitsizliğin diğer bir sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Enformasyon teknolojilerinin coğrafi olarak birbirinden ayrı toplumsal gruplara sağladığı olanaklarla sağlanan bir işbirliği nedeniyle giderek daha karmaşık uygulamalar ortaya çıkmakta ve ekonomik sistemin işleyişine alt yapı oluşturması nedeniyle de bir “sosyo-teknik sistem” kurulmuş olmaktadır. Ancak bu teknik sistem, bulunduğu toplumun yapısal özellikleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğinden, enformasyon endüstrilerinin ürünlerini üreten ülkelerle pazar konumunda olan ülkelerin, toplumsal sorunları ya da benzer sorunların düzeyi birbirinden farklı özellikler göstermektedir (Önür, 2007)

 

Dijital Bölünmeye ilişkin doktrinde başka bir çalışmada ‘bireysel nedensellik’ değerlendirmesi ile  Prof. Dr. Jan A. G. M. Van Dijk tarafından yapılmıştır.

Bireyler arasında sayısal bölünmeyle oluşan uçurumun yani bireylerin bilgiye erişmesinin önündeki engellerin dört sebebi olduğunu belirtmektedir (Hanoğlu, Ö 2009)

1. Düşünsel engel (sayısal ortama erişimde deneyimsizlik, bilgisayarlara karşı duyulan rahatsızlık, yeni teknolojilere karşı ilgisizlik )

2. Maddesel engel (bilgisayara ya da İnternet’e erişimin eksikliği vb.).

3. Beceri engeli (sayısal alanların kullanım kolaylığı taşımaması, kişinin eğitim düzeyinin erişilen alanı kullanmaya yetmemesi vb.).

4. Kullanım engeli (sınırlı erişim tanınmış alanlar, özelleşmiş kullanımla erişime sunulmuş alanlar vb).

 

 

 

 

 

I.III. DİJİTAL BÖLÜNMENİN ÖLÇÜLMESİNDEKİ DEĞİŞKENLER VE YÖNTEMLER

Ulusal alanda Dijital Uçurumun ölçülmesinde, BİT ile çeşitli göstergelerin demografik değişkenlere göre dağılımı kullanılmaktadır. Ölçümde kullanılan göstergeler ise, kişisel bilgisayar (PC) sayısı, internete erişim olanağı, telefon ve televizyon hizmetleri gibi çeşitli BİT değişkenleridir (OECD,2001) Ancak, bu değişkenlere ek olarak internete erişim hızı, internette kalma süresi, kişisel bilgisayarların nitelikleri ve bireylerin e-okuryazarlığı(e-literacy) gibi çeşitli ölçüler de kullanılabilmektedir

Demografik değişkenler ise gelir grupları, eğitim durumu, yaş, aile tipi, etnik köken ve cinsiyet gibi profil değişkenlerden oluşturulmaktadır (US Deparment of Commerce, 1999)

Dijital Uçurumun uluslararası boyutlarına ilişkin çalışmalarda ise daha kapsamlı ve daha fazla değişken kullanılmaktadır. Bazı araştırmacılar dijitalleşme olgusunu bilgi toplumu veya dijitalekonomi çerçevesinde ele alarak daha fazla değişkene yer verirken  (Corrocher veOrdanini, 2002) bazı araştırmacılar ise olayın daha çok BİT tarafına ağırlık vererek yalnız kişisel bilgisayar, telefon bağlantısı ve internet gibi BİT göstergelerine ağırlık vermektedir (GDI, 2001; OECD, 2001; Dasgupta et al, 2001; Quibria et al:2003). Ağ dünyasına hazırlık (e-readiness) gibi daha kapsamlı çalışmalarda BİT göstergelerinin yanı sıra, ülkenin siyasi ve iktisadi özellikleri kadar çeşitli sosyolojik nitelikleri de endekslere birer bileşen olarak katılmaktadır (CID, 2002). Araştırmacılar tarafından çok çeşitli göstergeler kullanılmasına rağmen, genellikle uluslararası dijital uçurum için temel olarak dokuz gösterge dikkate alınmaktadır (http://www.bridges.org).

 

 

 

(1)        Teleyoğunluk (Teledensity)

(2)        2-Kişisel Bilgisayar Sayısı

(3)        Web Sitesi Sayısı

(4)        İnternet Host Sayısı

(5)        İnternet Kullanıcılarının Sayısı

(6)        Bant Genişliği ve İletişim Teknolojilerinin Büyüklüğü

(7)        Kullanıcıların dilleri

(8)        Web sitelerinin dilleri

(9)        Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Büyüklüğü

Henüz uygulanan metodoloji konusunda fikir birliği oluşmasa da, dijital ekonomi ve dijital uçurumun ölçülmesine ilişkin ulusal ve uluslararası bir çok kurum çalışmada bulunmaktadır. Dijital Uçurum kavramının ilk olarak ortaya atıldığı ve tartışıldığı ülke olan ABD’de Progressive Policy Institute (PPI) tarafından eyaletler düzeyinde yapılan çalışmada yeni Ekonomi alanında eyaletler arasındaki eşitsizlik 17 farklı gösterge, bilgi sektöründeki istihdam, küreselleşme, ekonomik dinamizm ve rekabet, dijital ekonominin dönüşümü ve teknoloji buluş kapasitesi gibi 5 ana kategoriye ayrılarak ölçülmeye çalışılmıştır. Daha sonraki çalışmalarda ise BİT’deki gelişmeleri daha iyi ölçme amacıyla göstergelerin sayısı 23’e çıkarılmıştır (http://www.neweconomyindex.org)

 

 

 

 

 

BÖLÜM 2

II.I-GLOBALLEŞEN DÜNYA VE DİJİTAL UÇURUM

Küreselleşme çağı olarak adlandırılan yaşadığımız dönemde hemen her alanda çarpıcı değişiklikler görülmekte, karmaşık bir çevre içinde yaşama zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Günümüzde daha çok insan, birbiriyle eski dönemlere oranla daha fazla bağlantı içindedir. Milyonlarca insan, farkına varmaksızın uzak mesafeler ötesinden hayatlarını değiştirmekte olan küresel ağlara takılmaktadır.

Birçok araştırmacıya göre temel anlamda küreselleşme, kökenleri 1960’larda ortaya çıkan dönüşüm ve hızlı değişimlere dayalı, politik sonuçları beraberinde getiren ekonomik bir süreçtir. Küreselleşme hareketlerinin son 30 yılda ortaya çıktığı ve hız kazandığı görülmektedir. Küreselleşme sürecinin hız kazanmasında enformasyon teknolojilerinin önemli bir rol oynadığını açıkça görülmektedir. Özellikle 70′ li yıllarda hız kazanan enformasyon teknolojilerinin yükselişi ve kitle üretim ve tüketiminin krize girmesi, üretimin yapısında ciddi dönüşümler yaşanmasını beraberinde getirdi. Bilgi ve hizmet işleri / işçileri yaşanan süreçte önem kazanırken mavi yakalı işçiler ve imalat işleri eski önemlerini kaybetmeye başladı.

Bilgi ve enformasyon sektörlerinin öne çıkması sanayi toplumunun mavi yakalı işçisine olan talebi azaltmış ve belirli sektörler dışında firmalar küçülmeye başlamışlardır. Aynı zamanda bu süreç beyaz yakalı bilgi işçisine olan talebi arttırırken, milyonlarca mavi yakalı işçi istihdam sürecinin dışında kalmıştır. Yaşanan gelişmeler hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde var olan işsizlik sorununu artırmıştır. Bilgi ve hizmet işlerinde çalışan vasıflı, eğitimli, yaratıcılığı yüksek bilgi işçileri bu dönüşümden kazançlı çıkan grubu oluşturmaktadır.

Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, yükselen yaşam standartları, teknolojik ilerleme ve bilginin daha hızlı yayılması, küreselleşmenin en belirgin faydaları arasında sayılmaktadır. Öte yandan, küreselleşmeyi sadece ekonomik alandaki faaliyetleri etkileyen bir unsur olarak görmek de yanlıştır. Bu çerçevede, malların ve sermayenin serbestçe dolaşımının yanı sıra insanların daha sık seyahat etmeleri, bilgi-iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ve İnternet kullanımının giderek yaygınlaşması, küreselleşmenin önde gelen itici güçleri arasında bulunmaktadır. Saydamlık da, küreselleşmenin ön plana çıkardığı kavramlar arasında yer almaktadır. Gelir dağılımının daha hakça olması, yolsuzlukların azalması, hatta siyasi özgürlüklerin ve insan haklarına saygının artması, küreselleşmeyle doğru orantılı gelişen unsurlar arasında sayılmaktadır.

Diğer taraftan, günümüzde küreselleşme içinde daha fazla yer alan ülkelerin hemen tamamı gelişmiş ülkelerdir. Bu unsur, esasen küreselleş-meye karşı yöneltilen eleştirilerin odak noktasını oluşturmaktadır. Nitekim, küreselleşmeye karşı yöneltilen eleştirilerin başında, bu ilişkiler sisteminin, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kıldığı gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin marjinalizasyonuna (dışlanmasına) yol açtığı, faydalarının hem ülkeler hem de bölgeler arasında eşit olarak dağılmadığı eşitsizlikleri giderici değil, artırıcı bir rol oynadığı, küreselleşmeye yöneltilen diğer belli başlı eleştirilerdir.

Dijital Bölünme  kavramının  küreselleşmeyle birlikte giderek “dijital uçurum“  haline dönüştüğü eleştirileri ise son yıllarda sıkça yankı bulmaktadır. Özellikle Gelişmiş Ülkelerde (GÜ) BİT’ne yapılan yatırımların büyük oranlara ulaşması ve buna paralel olarak bu teknolojilerin üretimden eğitime her alanda kullanılması, günlük yaşamı olduğu kadar ekonomik ilişkileri de etkilemiştir. Gelişmiş bilgisayarların daha düşük maliyetlerle üretilebilmeleri, firmalar arasında bilgisayar ağlarının yaygınlaşması, kişisel bilgisayarların TCP/IP ve www gibi geliştirilen yazılımlar ile ağların ağı olan İnternete bağlanması gibi ilerlemeler gelişmiş ekonomilere yeni bir dinamizm kazandırmıştır. Bu dinamizm birçok yazar tarafından ‘Yeni Ekonomi’ olarak adlandırılmaktadır (Öztürk, 2002)

Gelişmiş ülkelerde yaşayan insanlar teknolojinin nimetlerinden yaşamlarının her alanında rahatlıkla faydalanabilirken, dünyanın geri kalan kesiminde yaşayan insanlar ne yazık ki aynı imkan ve haklardan faydalanamamaktadır. Teknolojiye ulaşımda yaşanan bu güçlükler dünya halkları arasında zaten var olan eşitsizliği daha da derinleştirmektedir. Bilgisayar ve İnternet teknolojilerine ulaşımda yaşanan eşitsizliklerin giderek artması ne-deniyle günümüzde artık bilgi yoksulluğu kavramı tartışılmaktadır. Bilgi yoksulu olan ülkeler düşük hız, yüksek maliyet, yaygın İnternet dili olan İngilizcenin bilinmemesi gibi nedenlerle İnternet okur-yazarı olamamakta dolayısıyla BİT’ leri aktif şekilde kullanarak en yeni bilgilere ulaşan ülkelerin eğitim, gelir ve iş bağlantıları gibi kazanımlarından da mahrum kalmaktadırlar (United Nations Development Programme (UNDP), 1999)

2000 yılında ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada gibi G8 ülkeleri tarafından yapılan bir toplantı sonucunda dijital bölünme çağımızın en büyük sorunlarından biri olarak tanıtılmıştır. Öyle ki dijital bölünme AIDS, elmas kaçakçılığı ve genetiği değiştirilmiş yiyeceklerle yapılmış savaş kapsamına alınmıştır (Ayan, 2000)

1999 Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Raporu, büyük ölçüde kuzeyli zengin ülkelerle güneyli fakir ülkeler arasındaki açığa işaret etmektedir. Uç noktadaki örnekleri ABD ve İsviçre, Almanya, Finlandiya, İzlanda gibi Kuzey Avrupa ülkeleri oluşturmaktadır. Bu ülkelerde hane halkının telefon sahipliği %90’ın üzerindedir. Bilgisayar sahipliği ve evden internet bağlantısı ortalaması %50’nin üzerindedir. Diğer uç noktada ise Afrika’nın büyük kısmı, Güney Amerika’nın büyük kısmı, Güney Asya, Çin, Endonezya; kısacası dünyanın %80’i bulunmaktadır. Bunların telefon hizmetin-den yararlanabilme oranı ise %3 ve altındadır. Evde bilgisayar sahipliği %1-2, evden İnternet bağlantısı ise bu oranın yarısı kadardır.(Aytun,2006)

Sayısal uçurumu diğer eşitsizliklerden ayıran niteliği, bu uçurumun mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştirebilme yeteneğidir. Birleşmiş Milletlerin şu saptaması yaşanan uçurumun önemi hakkında bir ipucu vermektedir: “Bilgi ve iletişim alanındaki fırsatlar, kaynaklar ve erişim dağılımında, gittikçe artan bir eşitsizlik yaşanmaktadır. Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler (GÜ – GOÜ) arasında BİT ve onunla ilgili uçurum giderek büyümekte ve bilgi yoksulluğu olarak adlandırılan bir çeşit yeni yoksulluk türü ortaya çıkmaktadır.” (Öztürk, 2002, 2). Bu bağlamda, bir yanda yüksek hız ve düşük maliyetler ile en yeni bilgilere ulaşanların eğitim, gelir ve iş bağlantıları, diğer yanda düşük hız ve yüksek maliyetle belirsizlik içinde, eskimiş bilgilere bağımlı zaman sınırı içinde bloke edilmiş kitlelerin iletişimsizliği durmaktadır (UNDP, 1999: 63).

Bazı yazarlar gelişmekte olan ülkelerin BİT’lerin sağladığı olanakları kullanarak, geçmeleri gereken ara devreyi atlayarak iktisadi kalkınmanın maliyetlerini azaltacaklarını ifade etmekte ve bunu BİT’in geliştirici doğasına bağlamaktadırlar. Böylece gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkeleri BİT alanında bir süre sonra yakalayabileceklerdir. Ancak Wolff ve MacKinnon (2002)’un da ifade ettiği gibi, gelişmekte olan ülkelerin çoğunda insanlar günde yaklaşık 2 Dolar ile yaşamak zorundadır ve Bangladeş gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bir kişisel bilgisayarın maliyetinin bir işçinin ortalama 8 yıllık toplam ücretine eşit olduğu düşünüldüğünde benzeri görüşlerin oldukça iyimser olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde, gerekli donanım sağlansa bile, örneğin Kamerun’da saati 3 Dolar olan internete, ortalama maaşı 200 Dolar olan bir memurun ne kadar bağlanabileceği ve bu ülkelerde sıradan eğitim olanağından yoksun insanların ne kadar BİT eğitimi alabileceği ayrı bir tartışma konusu oluşturmaktadır. BİT’inin GOÜ’lerin kalkınmasına sağlayacağı katkı tartışmalı olmasına rağmen Afrika’daki bir çok ülkede olduğu gibi her 30 dakikada bir çocuğun gerekli sağlık hizmeti alamadığı için sıtmadan öldüğü bir ülkede hükümetler BİT’lerine ne kadar öncelik verebilecektir? (Wolff ve MacKinnon, 2002) Bu açıdan, bazı yazarlar global dijital uçurumun gereğinden fazla abartıldığını ve GOÜ’lerin salgın hastalıklar, çevre sorunları ve politik istikrar gibi daha önemli sorunları bulunduğuna dikkat çekmiştir (Menou, 2001)

Dünyanın gelişmiş, gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkelerinde; bilgi ve enformasyon teknolojilerinin dağılımı, kullanımı, yerelleşmesi bakımından benzer/ortak sorunlar yaşanmaktadır (Sahay, 2002) Çünkü teknolojiler özel ve kamu ve uluslararası sektörlerle etkili bir bütünleşme gösterememektedir. Halen ulusal politikalar belirlenirken, bu teknolojilerin söz konusu ülkeler için iyi/ kötü, gerekli/ gereksiz olduğu konusunda tartışmalar vardır. Küresel kapitalizmin hareketliliği içinde, ülkelerin yeni teknolojiler uyum ve bütünleşme süreci içinde ortaya çıkan sorunların giderilmesi çabaları, yerel toplumsal teknolojilerin yaygın kullanılıp kullanılamaması durumu dikkate alınarak sürdürülmektedir. Bu ölçekte gelişmiş ülkelerle dünyanın geri kalan ülkeleri arasındaki ekonomik ve kültürel derin farklılıklar, bilgi teknolojilerinin gündelik yaşamda yerini alamamalarının nedeni olarak değerlendirilmektedir Diğer sorun da bir endüstri olarak bu alanın yeterince gelişememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Daha ucuz, daha hızlı ve becerikli donanım ve yazılım sistemlerinin üretilmesini sağlayan teknik gelişmeler, dünyanın hiçbir yerinde herkesin adil olarak yararlanabileceği ölçekte ucuzlamadığı için, ayrıca “yeni teknolojileri ve hizmetleri satın alma gücünün” toplumun bütün kesimlerine homojen olarak dağılmadığı için, eşitsizliğin giderek derinleşeceği yaygın olarak kabul edilen bir görüştür.

 

 

II.II-DİJİTAL BÖLÜNME VE ULUSLARARASI TİCARET

BİT hızla gelişirken, bu teknolojilere sahip olan yüksek gelirli ülkeler daha da zenginleşmekte ve gelişmekte olan ülkelerle aralarındaki gelişmişlik farkı gittikçe artmaktadır. Dijital bölünme olarak nitelendirilen bu durum, düşük gelirli ülkelerin BİT nin sağladığı kolaylıklardan yararlanma imkânlarını sınırladığı gibi, dış ticaret sürecine katılımlarını da engellemektedir. Özellikle, temelde gümrük tarifesi gibi ekonomik etkiler doğuran bilgi ve iletişim maliyetlerinin,  BİT deki gelişmeler ile birlikte büyük ölçüde azaldığı ve bu durumun, ülkelerin dış ticaret sürecine daha fazla katılımının sağlanmasına imkân vererek, dünya ticaret hacmini artırdığı söylenebilir  (Artan ve Kalaycı,2009)

Ticari işlemlere ilişkin bilgi alışverişlerinde, BİT  kullanımı sayesinde, aynı veri aktarılmakta ve benzer bilgilerin tekrar tekrar girişine ihtiyaç azalmaktadır. Böylece ticaret sürecinde ortaya çıkacak hatalar azalırken, verimlilik artmaktadır (UNESCAP, 2010) Uluslararası ticarette BİT’nin kullanımı bir yandan işlem maliyetlerini azaltıp, ticaret sürecinin hız kazanmasına imkân verirken, bir yandan da ticaretçiler arasındaki coğrafik uzaklığı ortadan kaldırmaktadır. Özellikle internet üzerinden firmalar önemsenmeyecek maliyetlerle Pazar araştırması yaparak müşteri bulabilmekte ve kendilerini dünyanın her yerindeki internet erişimi olan firmalara tanıtabilmektedirler. Dolayısıyla, BİT ler pazarda sıkışmış, uluslararası piyasalara açılamayan firmalara, söz konusu pazarlara açılma imkânı sunmaktadır. Ancak bu imkânlardan sadece BİT konusunda yeterli altyapı ve donanıma sahip olan ülkeler ve bu ülkelerdeki firmalar yaralanabilmektedirler.

BİT’nin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan dijital bölünme, ülkeler arasında var olan ekonomik gelişmişlik farkını daha da derinleştirmiştir.

Gelişmiş ülkeler BİT’nin sunduğu etkinlik, hız, kolaylık, düşük maliyet gibi avantajlardan yararlanarak, bu teknolojilere sahip olamayan azgelişmiş ülkelerle arayı daha da açma imkânına kavuşmuşlardır.

Ülkeler arasındaki dijital bölünmenin bir yansıması da uluslararası ticaret alanında olmuştur. Başta internet olmak üzere, BİT  den yeterince yararlanamayan ülkeler, gelişmiş ülkeler karşısında dış ticaret sürecinde daha da dezavantajlı duruma düşmüşlerdir. Ancak ticaret tek taraflı bir işlem olmadığı için, sadece BİT ne yeterince sahip olmayan ülkeler bu süreçten zarar görmemekte, gelişmiş ülkeler de bu süreçten olumsuz yönde etkilenebilmektedirler. Şöyle ki, BİT ni  uluslararası ticaret sürecinde kullanmak, ticaret ortaklarıyla iletişim sağlamak, ancak bu teknolojilere ticaret ortaklarının da sahip olması halinde mümkündür. BİT’nin gelişmesi, sadece bu teknolojilere sahip olan ülkeler arasındaki ticareti pozitif olarak etkilemektedir.

Gerek azgelişmiş ülkelerin kendi aralarında, gerekse azgelişmiş ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki ticarette, BİT’nin sunduğu imkânlardan yararlanmak yeterince mümkün olamamaktadır. Bu nedenle dijital bölünme sadece gelişmiş BİT ye sahip olmayan ülkelerin sorunu değil, söz konusu teknolojiler açısından gerekli altyapıya ve donanıma sahip olan ülkeler açısından da önemli bir sorun olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla gerek ulusal düzeyde gerekse uluslar üstü düzeyde dijital bölünmenin azaltılması için birçok çalışma yapılmaktadır.

 

 

 

 

II.III OECD ÜLKELERİ VE TÜRKİYE DE DİJİTAL BÖLÜNMENİN BOYUTLARI

2.3.1.OECD ÜLKELERİ

OECD ülkelerinin genel politikaları arasında sayısal bölünmenin azaltılması için, altyapının kuvvetlendirilmesi ve genişletilerek erişimin yaygınlaştırılması, çalışanların ve özel şahısların bu hususta yeteneklerinin geliştirilmesi yer almaktadır. Özellikle kütüphane, postane ve benzeri kamu kuruluşlarının erişimleri arttırılarak vatandaşların çok düşük ücretle veya ücretsiz olarak bilgi ve iletişim teknolojilerine erişimi mümkün kılınmış, teknolojiye aşinalıkları ile bilgi ve becerileri geliştirilmiştir. Yaygınlığın arttırılması ve gelecekteki işgücünün bilişim teknolojileri hakkındaki becerilerinin geliştirilmesi amacıyla, okullarda düşük ücretle ve sübvanse edilmiş erişimin sağlanması amacıyla politikalar oluşturulmuştur. Buna karşılık, eşitliğin sağlanması ve şebekeleri kullanarak ekonomik verimliliğin arttırılması amacıyla, temel sosyal haklardan yoksun gruplar ile engelli, yaşlı, kırsal alan ve düşük gelir gruplarındaki insanların erişiminin yükseltilmesi amacıyla gerekli tedbirler alınmıştır. Hemen hemen tüm OECD ülkelerinde, genelde yeni teknolojilere hızla adapte olamayan küçük ölçekli işletmeler için, destek programları yürütmektedir (Oruç ve Arslan, 2002: 6).

OECD raporlarında, sayısal uçurumun boyutu, durumu ve karakteristikleri eşitlik açısından olduğu gibi verimlilik için de önemli bir konu olarak belirtilmektedir. Internet ve bilgi teknolojileri kullanımının ağ dışsallığı açısından önemi vurgulanarak, ne kadar çok insan internet bağlantılı, bilgi teknolojileri temelli yeni ekonominin üyesi olursa, yeni teknolojilerin getirilerinden kaynaklanan verimliliğin de o oranda artacağı öngörülmektedir. Farklı gelir gruplarında, farklı eğitim seviyelerinde, farklı yaş ve farklı aile yapılarında bilgi teknolojileri yaygınlık ve kullanımı arasındaki dengesizlikler, teknoloji, altyapı, eğitim ve sosyal alanlardaki politikaların oluşturulması için önemli göstergelerdir (Küçükçınar )

Uluslararası boyutta sayısal uçurum ve evrensel hizmetlerin değerlendirilmesi için kullanılan en temel ve en önemli gösterge, 100 kişi başına düşen erişim hattıdır.

Şekil 1’de OECD üyesi ülkelerin bilgi teknolojilerine erişim oranlarını göstermektedir. Şekilden de görüldüğü üzere genellikle ülkelerin bilgi teknolojilerine erişimlerinin % 100’e yakın olduğu görülmektedir. Türkiye’nin bilgi teknolojilerine erişiminin yaklaşık %20’Lere yakın olduğu görülmekte ve bu oran ile sondan 3. Sırada yer almaktadır. OECD ülkelerine sonradan katılan İsrail, Estonya, Slovenya ve Şili verilerine bakıldığında 2009 verilerinde bizden düşük bir değere sahip iken 2013 yılındaki ölçümle sayısal bölünmedeki politikalarında başarılı oldukları böylece Türkiye nin önüne geçtikleri görülmektedir. Tablo itibari ile solumuzda  sadece Macaristan ve Meksika nın kaldığı görülecektir.

Şekil1: OECD üyesi ülkelerde Bilgi Teknolojilerine Erişim (2013 )

 

 

Kaynak: OECD

 

2.3.2.TÜRKİYEDE  DİJİTAL BÖLÜNME

Bilgi iletişim teknolojilerinin sunduğu imkanların toplumun tüm kesimlerine ulaştırılması ve vatandaşların günlük ve iş hayatlarında BİT’ten etkin biçimde faydalanması bilgi toplumuna dönüşüm hedefi için çok önemlidir. Bireylerin sosyoekonomik özellikleri ve yaşadıkları yer nedeniyle BİT’e erişimleri ve kullanımları da farklı olmaktadır. Bu nedenle sayısal uçurum kavramı yalnızca uluslar arası değil, ulusal bazda da incelenmelidir.

Bilgi teknolojileri sahiplik ve kullanımının tüm Türkiye’de ölçüldüğü ilk çalışma 1997 yılında TUENA projesi kapsamında TÜBİTAK BİLTEN tarafından yapılan “Yetenek ve Kullanım Saptaması” konulu saha araştırmasıdır. Kentsel yerleşim yerlerini temsil eden ve kendi alanında ilk olan bu araştırma, yedi coğrafi bölgede, o dönemki adıyla Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından belirlenen 4000 örneklemle gerçekleştirilmiştir. Sektör çalışanlarına ve kamuda politika oluşturanlara önemli bir bilgi kaynağı olan 1997 yılı saha araştırması, 2000 yılına sonra tekrarlanamamıştır. 2000 yılı Temmuz ayında TÜBİTAK BİLTEN “Bilgi teknolojileri Yaygınlık ve Kullanım Araştırması 2000” (BTYKA2000) adıyla yeni bir araştırma başlatmıştır. TUENA çalışmalarında yapılan araştırmanın genişletilmiş tekrarı olan BTYKA2000 çalışması, genelleme yapmaya uygun örneklemle gerçekleştirilmiş tipik bir sosyolojik saha araştırmasıdır. Araştırma, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinde, 68 il ve 165 ilçede, örneklemi DİE’den alınan 6000 hanede gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın saha çalışması Eylül 2000’de tamamlanmıştır. 2004 yılından itibaren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından “Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Anketi” yapılmaktadır

Elde edilen verilerle vatandaşın söz konusu teknolojilere erişim, gerekli yetkinliklere ne ölçüde sahip oldukları, teknoloji kullanımları ve konuya ilişkin sorunları tespit etmeye yöneliktir. Bu anketler Avrupa Birliği İstatistik Ofisinin (Eurostat) katkılarıyla AB normlarına uygun olarak hazırlanmakta ve yürütülmektedir. Anket çalışmasında referans alınan dönem 2004 ve 2014 yıllarıdır ve anket kapsamındaki sorular 16–74 yaş grubu bireylere yöneltilmiştir. Türkiye için en güncel BİT verileri bu anket sonuçları olduğu için, bu çalışmada da bu anket sonuçlarından faydalanılacaktır.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de internet ve bilgisayar kullanımı hızla artmaktadır. Ancak aşağıdaki tablolar (tablo: 2 ve 3) de görüldüğü gibi kırsal kesimde kullanım kentlere göre önemli ölçüde geri kalmakta ve ülkemizde bölgesel bazda sayısal uçurum devam etmektedir.

 

 

 

 

En son kullanım zamanına göre bireylerin* bilgisayar ve İnternet kullanım oranı, 2013

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

%

En son kullanım zamanı

Bilgisayar

İnternet

Toplam

Erkek

Kadın

 

Toplam

Erkek

Kadın

Bilgisayar ve İnternet kullananlar

Türkiye

49,9

60,2

39,8

 

48,9

59,3

38,7

Kent

59,0

69,0

49,1

58,0

68,1

48,0

Kır

29,5

40,1

19,3

 

28,6

39,2

18,4

 

Son üç ay içinde (Ocak-Mart 2013)

Türkiye

44,3

54,4

34,4

 

43,2

53,1

33,4

Kent

53,2

63,1

43,2

51,8

61,8

42,0

 

Kır

24,6

34,6

15,0

 

23,7

33,2

14,6

 

Üç ay – bir yıl arasında

Türkiye

2,6

2,8

2,3

 

3,1

3,5

2,6

Kent

2,8

3,0

2,6

3,4

3,7

3,1

 

Kır

2,0

2,5

1,6

 

2,4

3,2

1,6

 

Bir yıldan çok

Türkiye

3,0

3,0

3,1

 

2,7

2,7

2,6

Kent

3,1

2,9

3,2

2,7

2,6

2,8

 

Kır

2,9

3,1

2,7

 

2,5

2,8

2,2

Hiç kullanmadı

Türkiye

50,1

39,8

60,2

 

51,1

40,7

61,3

Kent

41,0

31,0

50,9

42,0

31,9

52,0

Kır

70,5

59,9

80,7

 

71,4

60,8

81,6

* 16-74 yaş grubu

 

 

İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması Düzey 1’e göre bireylerin* bilgisayar ve İnternet kullanım oranı, 2013

 

 

 

 

 

 

 

 

%

BÖLGELER (İBBS Düzey 1)

Bilgisayar

İnternet

Toplam

Erkek

Kadın

 

Toplam

Erkek

Kadın

TR

Türkiye

49,9

60,2

39,8

48,9

59,3

38,7

TR1

İstanbul

62,1

70,0

53,7

61,4

69,5

52,8

TR2

Batı Marmara

53,3

62,0

44,4

52,2

60,8

43,4

TR3

Ege

50,4

59,7

41,4

49,7

58,8

40,9

TR4

Doğu Marmara

55,9

65,9

45,9

55,3

65,3

45,3

TR5

Batı Anadolu

59,8

69,7

49,9

58,5

68,3

48,8

TR6

Akdeniz

45,3

55,5

35,6

43,7

54,2

33,6

TR7

Orta Anadolu

48,0

59,3

36,3

46,2

56,9

35,1

TR8

Batı Karadeniz

40,6

51,3

30,3

39,8

50,6

29,5

TR9

Doğu Karadeniz

40,8

51,4

30,5

40,5

50,8

30,3

TRA

Kuzeydoğu Anadolu

35,3

47,7

24,3

33,3

46,4

21,7

TRB

Ortadoğu Anadolu

31,8

45,0

19,5

31,0

44,1

18,8

TRC

Güneydoğu Anadolu

35,8

49,5

23,1

 

34,5

48,9

21,4

* 16-74 yaş grubu

 

Yukarıdaki   tabloda ise Türkiye nin kent ve kırsalındaki internet erişimi bölgeleride kapsar şekilde Türkiye İktisadi araştırma kurumu tarafından istatistiksel olarak ölçülmüştür. Tabloya göre batı ve doğu arasında belirgin  bir fark olduğu veya diğer ifade ile dijital bölünmenin doğu – batı arasında  kent ve kırsalda  çok daha yüksek bir uçurum olduğu ortaya çıkmıştır.

06-15 Yaş Grubu Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanımı Ve Medya, 2013

2013 yılı Nisan ayında gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmasının kapsamı ilk defa 06-15 yaş grubu çocukları da içerecek şekilde genişletilmiştir. Bu araştırmada 6-15 yaş grubu genel olmak üzere, farklılıkları daha iyi gözlemleyebilmek için 06-10 ve 11-15 yaş grubu ayrımında bilgisayar, İnternet ve cep telefonu kullanımı, kullanım sıklığı ve kullanım amaçları yanında  medya ile ilişkileri de irdelenmiştir.

Bilgisayar kullanımına ortalama 8 yaşında başlanıyor , Çocukların %24,4’ü kendi kullanımına ait bilgisayara sahip iken, %13,1’i cep telefonuna ve %2,9’u oyun konsoluna sahiptir.

Çocukların %60,5’i bilgisayar, %50,8’i İnternet, %24,3’ü cep telefonu kullandı 06-15 yaş grubundaki çocukların bilgisayar, İnternet ve cep telefonu kullanım oranları sırasıyla %60,5, %50,8 ve %24,3’tür. Bu oranlar 06-10 yaş grubundaki çocuklarda sırasıyla %48,2, %36,9 ve %11, 11-15 yaş grubundaki çocuklarda ise sırasıyla %73,1, %65,1 ve %37,9’dur.

 

Kaynak : www.tüik.gov.tr den alınmıştır.Son Erişim tarihi:28.05.2014

Her toplumda  olduğu gib bizdede  bilgisayar ve internet kullanımı yaş, cinsiyet, eğitim ve işgücü durumuna göre de farklılık arz etmektedir. Son üç ay içinde internet kullanan bireyler dikkate alındığında internet kullanımı 16-24 yaş grubunda en yüksek seviyededir. Kadınların internet kullanım oranları ise her yaş grubunda erkeklerden daha azdır. Yaş grubu ile internet kullanımı arasında ters bir orantı dikkati çekmektedir. Yaş grubu yükseldikçe internet kullanımı düşmektedir.

 

 

Kaynak: TÜİK (2014),  Bu Grafik TÜİK verilerinden derlemiştir.

 

 

 

 

 

 

Yukarıdaki tablolardan anlaşılacağı üzere, 16-74 yaş grubundaki bireylerde bilgisayar ve İnternet kullanım oranları sırasıyla %49,9 ve %48,9’dur. Bu oranlar 2012 yılında sırasıyla %48,7 ve %47,4idi.

 

Bilgisayar ve İnternet kullanım oranları 16-74 yaş grubundaki erkeklerde %60,2 ve %59,3 iken, kadınlarda %39,8 ve %38,7’dir. Bilgisayar ve İnternet kullanımı kentsel yerlerde %59 ve %58, kırsal yerlerde ise %29,5 ve %28,6’dır. İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS) Düzey-1’e göre bilgisayar ve İnternet kullanımının en yüksek olduğu bölge %62,1 ve %61,4 ile TR1-İstanbul bölgesidir. Bunu %59,8 bilgisayar ve %58,5 İnternet kullanım oranı ile TR5-Batı Anadolu bölgesi takip etmektedir.

 

Bilgisayar ve İnternet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubu 16-24’tür. Bilgisayar ve İnternet kullanımı tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksektir.

 

 

 

2013 yılı ilk üç ayında (Ocak-Mart 2013) 16-74 yaş grubundaki tüm bireylerin %39,5’i İnterneti düzenli olarak (hemen her gün veya haftada en az bir defa) kullanmıştır. Aynı dönem ve yaş grubunda İnternet kullanan bireylerin arasında düzenli İnternet kullanım oranı ise %91,6 olup, bu oran kentsel yerlerde %92,6 kırsal yerlerde %86,7 ve İBBS Düzey-1’e göre TR1-İstanbulbölgesinde%96,1’dir.

 

 

 

Tüik Verilerine göre 2007-2013 arası temel bilişim istatiklerimiz.

2013 yılının ilk üç ayında İnternet kullanan bireylerin ev ve işyeri dışında İnternete kablosuz olarak bağlanmak için %41,1’i cep telefonu veya akıllı telefon kullanırken, %17,1’i taşınabilir bilgisayar (dizüstü, netbook, tablet vb.) kullanmıştır. İnternet kullanan bireylerin İnternet üzerinden kişisel kullanım amacıyla mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı %24,1’dir. Önceki yıl İnternet üzerinden alışveriş yapanların oranı ise %21,8 idi. 2012 yılı Nisan ile 2013 yılı Mart aylarını kapsayan on iki aylık dönemde İnternet üzerinden alışveriş yapan bireylerin %48,6’sı giyim ve spor malzemesi, %25,8’i elektronik araç, %25,6’sı ev eşyası, %20’si seyahat ile ilgili diğer faaliyetler (konaklama hariç), %15,9’u kitap, dergi, gazete (e-kitap dahil), %15,7’si gıda maddeleri ile günlük gereksinimler almıştır. 2013 yılı Nisan ayında gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre Türkiye genelinde hanelerin %49,1’i evden İnternete erişim imkânına sahiptir. Bu oran 2012 yılının aynı ayında %47,2 idi. Evden İnternete erişim imkânı olmayan hanelerin %35,7’si evden İnternete bağlanmama nedeni olarak İnternet kullanımına ihtiyaç duymadıklarını belirtmişlerdir. İnternet erişim imkânı olan hane oranı kentsel yerlerde %57,4 iken, kırsal yerlerde %29,1’dir. İBBS Düzey-1’e göre %63,3 ile TR1-İstanbul, %58,8 ile TR2-Batı Marmara, %56,8 ile TR4-Doğu Marmara, %52,4 ile TR5-Batı Anadolu bölgesinde İnternet erişim imkanı olan hane oranı Türkiye ortalamasının üzerindedir. Hanelerin %46,5’inde genişbant İnternet erişim imkânı bulunmaktadır 2013 yılı Nisan ayında hanelerin %46,5’inde genişbant İnternet erişim imkânı bulunmaktadır. ADSL, %32,2 ile tüm haneler, %65,6 ile İnternet kullanılan haneler arasında en çok kullanılan bağlantı türüdür. 3G bağlantı ise tüm hanelerin %20,1’inde, İnternet kullanılan hanelerin %41’inde İnternet erişim imkânısağlamaktadır. İnternet kullanan dört kişiden üçü online haber, gazete ya da dergi okudu 2013 yılı ilk üç ayında (Ocak-Mart 2013) İnternet kullanan bireyler İnterneti en çok %75,6 ile online haber, gazete ya da dergi okuma için kullanırken, bunu %73,2 ile İnternet üzerindeki sosyal gruplara katılma takip etti. 2012 yılı Nisan ile 2013 yılı Mart aylarını kapsayan on iki aylık dönemde İnternet kullanan bireylerin kişisel amaçla kamu kurum/kuruluşları ile iletişimde İnternet kullanma oranı %41,3’tür. Bu oran önceki yılın aynı döneminde (2011 Nisan-2012 Mart) %45,1 idi. Kullanım amaçları arasında kamu kuruluşlarına ait web sitelerinden bilgi edinme %37,5 ile ilk sırayı almaktadır. KAYNAK : TÜİK, www.tüik.gov.tr  Erişim Tarihi:28.05.2014

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM III

TÜRKİYE DE DİJİTAL BÖLÜNMEYE İLİŞKİN KAMU POLİTİKALARI

 

Bilim ve teknoloji uzun dönemli ekonomik ve toplumsal gelişmenin en önemli unsurlarından birisi, bilim ve teknoloji politikaları ise bu gelişimin hızını ve yönünü etkilemenin bir aracıdır.

Dünyada ekonomik ve sosyal anlamda gelişmiş ülkelerin tümü (ABD, Japonya, AB üyesi birçok ülke) uzun dönemli toplumsal, ekonomik ve siyasi hedefleri ile uyumlu bir bilim ve teknoloji vizyonu geliştirmişlerdir ve bu vizyonu güncellerken teknoloji öngörüsü çalışmalarını etkin bir araç olarak kullanmaktadırlar.

Türkiye’de 1960’larda Planlı Dönem ile başlayan B&T politikaları oluşturma çalışmaları özellikle “Türk Bilim Politikası 1983-2003” ve “Türk Bilim ve Teknoloji Politikası 1993-2003” dokümanlarıyla önemli bir boyut kazanmıştır.

Ancak, ortaya koyulan belgelerin, genel geçerliliği tartışmasız unsurlar içermelerine ve önemli bazı kurumsal ve yasal değişiklikler getirmelerine karşın, hedefleri bakımından tam olarak uygulamaya konuldukları söylenemez. Bunun nedenleri olarak, bilim ve teknoloji alanında paylaşılan bir ülke vizyonunun ortaya konulamamış olması ve önerilen politikaların ilgili bütün kesimler (siyasi erk, kamu, özel kesim ve üniversiteler) tarafından ortaklaşa sahiplenmelerinin sağlanamaması gösterilebilir.

Bu saptamadan hareketle, refah toplumuna ulaşma sürecinde bilim ve teknolojiden etkin bir araç olarak yararlanılmasını sağlamak üzere, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 13 Aralık 2000 tarihli toplantısında 2003-2023 yılları için Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Stratejileri Belgesi’nin hazırlanması kararını almıştır.(2000/1 nolu karar)

Yaklaşık bir yıl süren hazırlık çalışmaları ardından, 24 Aralık 2001 tarihli Yedinci Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında, Projenin adı “Vizyon 2023: Bilim ve Teknoloji Stratejileri” olarak belirlenmiş; projenin ana teması, temel yaklaşımı ve bu kapsamda yürütülecek alt projelerin ayrıntılı içeriği ile yürütme planı ve yönetim şekli onaylanmıştır.

Vizyon 2023 Projesi Ana Teması

Vizyon 2023 Projesinin ana teması; Cumhuriyetimizin 100. yılında, Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefi doğrultusunda

•bilim ve teknolojiye hakim,

•teknolojiyi bilinçli kullanan ve yeni teknolojiler üretebilen,

•teknolojik gelişmeleri toplumsal ve ekonomik faydaya dönüştürme yeteneği kazanmış bir “refah toplumu” yaratmak olarak belirlenmiştir.

Projede aşağıdaki çalışmaların kapsanması planlanmıştır:

•Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanında mevcut konumunun saptanması

•Dünyada bilim ve teknoloji alanındaki uzun dönemli gelişmelerin saptanması

•Türkiye’nin 2023 hedefleri bağlamında, bilim ve teknoloji taleplerinin belirlenmesi

•Bu hedeflere ulaşılabilmesi için gerekli stratejik teknolojilerinin saptanması

•Bu teknolojilerin geliştirilmesi ve/veya edinilmesine yönelik politikaların önerilmesi

Vizyon 2023 Projesi aşağıdaki Alt Projelerden oluşmaktadır:

•Teknoloji Öngörü Projesi

•Ulusal Teknoloji Envanteri Projesi

•Araştırmacı Bilgi Sistemi (ARBİS)

•TÜBİTAK Ulusal Araştırma Altyapısı Bilgi Sistemi (TARABİS)

(Yukarıdaki veriler araştırmacı tarafından www.tübitak.gov.tr den alınmıştır.)

Vizyon 2023 Projesi kapsamında Cumhuriyetin 100. yılı için belirlenen ulusal vizyonu, “Dünyada barışın tesisi için çaba gösteren, demokratik, hukuk, eğitim ve sağlık sistemlerinde sorunsuz, yurttaşlarının fikirlerine önem veren, bilim, teknoloji ve yenilikte yetkinlik kazanarak üretime geçen ve üretkenliğine kendi beyin gücüne dayanarak artırabilen bir Türkiye” olarak özetlemek mümkündür .

Bu vizyonu oluşturan öğelerden ve çalışmaya konu olan Türkiye’nin Eğitim Sistemindeki ulusal vizyonu ise;

“Bireyin yaratıcılık ve hayal gücünü geliştiren; bireysel farklılıkların gözetilmesi ve değerlendirilmesi ile her bireyin özellikleri doğrultusunda en üst düzeyde kendini geliştirebildiği; zaman ve mekân kısıtlarından arınmış, kendi özgün öğrenme teknolojilerini yaratmış ve değişim esnekliğiyle kendini yenileme gücüne sahip; öğrenme ve insan odaklı bir eğitim sistemine sahip olmak” olarak belirtilmiştir.

Vizyonu destekleyecek sosyo-ekonomik hedeflere ulaşmak için yetkinlik kazanmamız gereken öncelikli teknolojik faaliyet konuları 8 ana başlık altında toplanmıştır.

Bunlar;

Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri, Nanoteknoloji, Mekatronik, Üretim Süreç ve Teknolojileri, Malzeme Teknolojileri, Enerji ve Çevre Teknolojileri, Tasarım Teknolojileridir [7].

Ulusal bilim ve teknoloji stratejisinin belirlenmesindeki son aşama olan stratejik teknoloji alanları, kendisini oluşturan 8 ana başlığı, odaklanılması gerekilen teknolojik alt başlıklara ayırarak her ana başlığı stratejik teknoloji alanları ile birlikte değerlendirmiştir.

Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi

22.12.2010 Tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı arasında imzalanan bir protokolle “Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi” (FATİH) isimli bir proje başlatılmıştır. FATİH projesi ile 40 bin okulda, altı yüz bine yakın dersliğin akıllı sınıf formuna dönüştürülmesi planlanmaktadır [3]. Evrensel Hizmet Fonu (EHF) ile finanse edilecek olan FATİH projesinin üç yılda tamamlanması öngörülmektedir

Uygulama sürecinin ortaöğretimden ilköğretim birinci kademe ve okulöncesine doğru aşamalı bir süreçte ilerlemesi planlanmaktadır. Uygulama süreci içerisinde bilişim teknolojisi araçlarının ile internetin bilinçli ve güvenli kullanımının sağlanması için gerekli yasal mevzuatın da bu doğrultuda düzenleneceği belirtilmektedir [5]. Bunun yanı sıra projenin uygulanacağı okullarda görev yapmakta olan 600 bin öğretmenin donanım altyapısı konusunda yüz yüze ve uzaktan eğitim yöntemleriyle hizmet-içi eğitime tabi tutulacağı bildirilmiştir. Bu süreçte ayrıca öğretim programları, bilişim teknolojisi destekli öğretime uyumlu hale getirilerek eğitsel e-içerikler oluşturulacak, her ders için yine e-kitap ve öğrenme nesneleri hazırlanacaktır

 

 

BÖLÜM IV

EVRENSEL HİZMET KAVRAMI

 

Telekom hizmetlerine evrensel erişim kavramının uluslararası gündeme getirilmesi 1984 yılındaki “Maitland Raporu” ile olmuştu. O dönemde her 100 kişiye 1 telefon hattı olarak belirlenen bu hedef, 21. yüzyılın başında evrensel hizmet tanımının güncellenmesiyle birlikte iki önemli soruyu gündeme getirmektedir. Birincisi dünyadaki tüm uluslar ve bölgeler için aynı niteliksel ve niceliksel özellikleri olan evrensel hizmet tanımının yapılıp yapılamayacağı, ikincisi ise, evrensel hizmet kapsamının telefondan öteye giderek yeni teknolojileri kapsayıp kapsamayacağıdır.

Maitlant raporu ile ortaya konan hedefin bugun ne kadar gerçekleştiği ayrı biraraştırma ve tartışma konusu olabilir. Bugüne kadar evrensel hizmetin ortak bir tanımı yapılamamıştır. Avrupa Birliği’nin telefon direktifinde  evrensel hizmet” bölgesel yerleşimlerinden ayrı olarak tüm kullanıcılara, ulusal özel durumlar ışığında, satınalınabilecek ücretlerle, belirli kalitede minimum bir set hizmet verilebilmesi” olarak tanımlanmakta ve ulusal düzenleyici kuruluşlara bu tanımı uygulama zorunluluğu getirmektedir. Avrupa Komisyonu halen evrensel hizmet tanımını yeniden yapmak üzere raporlar hazırlamaktadır. [v]

Bir çok ülke kendi evrensel hizmet tanımını yapmıştır. Internet erişimi ve eposta hizmetleri, gerçekte yalnızca katma değerli hizmetler olmayıp, yeni ekonominin de can damarı olan ileri teknolojilerdir. Yeni teknolojilerle birlikte yaşanmaya başlanan sosyal dışlanma ve bölünmüşlüğe çare olarak önerilen evrensel hizmet tanımlarına bu hizmetlerin de alınması tartışmaları sürmektedir. Sayısal uçurum arttıkça, Telekom işletmecileri ve düzenleyici kuruluşlar tarafından, evrensel hizmet tanımları ve fonları oluşturulmaktadır.

 

1. Evrensel Hizmet Kavramının Tanımı .

2005 yılında çıkan 5369 sayılı Evrensel Hizmet Kanunu’nun 2. maddesinde; “coğrafi konumlarından bağımsız olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herkes tarafından erişilebilir, önceden belirlenmiş kalitede ve herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, internet erişimi de dâhil elektronik haberleşme hizmetleri ile bu Kanun kapsamında belirlenecek olan diğer hizmetler” evrensel hizmet olarak tanımlanmıştır. Tanımdan bütün yurtta geçerli olmak üzere evrensel hizmetin üç unsuru bulunduğu görülmektedir. Bunlar, “herkes tarafından erişilebilir” olma, “önceden belirlenmiş kalitede” olma ve “makul bir bedel” de olmadır. Söz konusu hizmette bu unsurların kümülatif bulunması gerekirken aralarında bir öncelik sıralaması da mevcut değildir. Bu unsurlara “asgari hizmet düzeyi” de denilebilir.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan herkesin, bölge ve yaşadığı yer ayırımı gözetilmeksizin yararlanması için gerekli teknik alt yapıyı tedarik etmesi gerekmektedir (Yer/bölge ayrımı yapılmaması ilkesi). Böylece evrensel hizmetin sunulacağı zorunlu alanı belirten bu ilke ile coğrafi yerleşimden bağımsız olarak o ülkenin tüm bireylerinin belirlenen hizmetlerden, aynı kalitede yararlanabilmesi sağlanmış olacaktır.

Hukuk devleti olmamızın bir sonucu olarak herkes gerek evrensel hizmetlerden yararlanmada gerekse evrensel hizmetlere katılmada eşittir. 5369 sayılı Evrensel hizmet Kanunu nun 3. Maddeinde bu durum ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bu ilke ile tüketicilerin gelirleri hangi düzeyde olursa olsun söz konusu hizmeti alabilecek biçimde bir fiyatın belirlenmesi gerektiği ifade edilmektedir. Böylece bireylerin gelirlerine göre ayırım gözetilmeksizin evrensel hizmeti alabilme haklarının olduğu vurgulanmıştır (Tüketicilerin gelirlerine göre ayırım yapılmaması ilkesi).

Mezkur Kanun, Anayasanın hem sosyal devlet, hem de eşitlik ilkesi gereği  ile evrensel hizmetlerin düşük gelirli kullanıcıların da (düşük gelirliler, özürlüler ve sosyal desteğe ihtiyacı olanlar ) karşılayabileceği bir seviyede ve maliyet temelinde gerçekleşmesi amaçlamıştır.

Son olarak bir diğer ilkede evrensel hizmetin sunulmasında ve ulaşılmasında devamlılık esasını kabul eden ilkedir (Evrensel hizmetlerin devamlılığı ilkesi). Bu ilke aslında “devletin devamlılığı” ilkesinin bir sonucudur30. Bu nedenle devamlılık evrensel kamu hizmetinin herhangi bir kesintiye uğramadan, düzenli ve yeterli olarak yerine getirmesini gerektirir.

Evrensel Hizmet Kanunu nun kabulünden sonra kanunun içeriğine uyularak dijital bölünme ile mücadeleye devam edilmiş, bu konudaki stratejik hedeflerde de ilgili ilkeler hassasiyetle göz önünde bulundurulmuştur.

 

 Türkiye’de evrensel hizmetin sağlanması ve yürütülmesini düzenleyen Evrensel Hizmet Kanunu’nun 25 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden bu yana Evrensel Hizmet Fonu’nun oluşturulmasına ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Bu nedenle henüz oluşturulmuş bir “Evrensel Hizmet Fonu” bulunmamaktadır. Ancak uygulamada, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Bütçesinde yer alan “evrensel hizmet gelirleri” kalemi, fon gibi işlev görmekte yani belirli kaynaklardan elde edilen gelirler, belirli amaçları gerçekleştirmek üzere kullanılmaktadır.

 

 

 

BÖLÜM V

V.I. DİJİTAL BÖLÜNMENİN GETİRDİĞİ YENİ KAVRAMLAR

 

 E-İNCLUSION – E- İÇERME

E-içerme ya da sayısal içerme, içerişsel, bütün bireyleri kapsayan bir bilgi toplumu hedefine ulaşmak amacı ile ilgili gerçekleştirilen bütün faaliyetleri tanımlamak için kullanılmaktadır. Teknolojideki yeni gelişmelerle birlikte toplumda yeni bölünme riskleri oluşmuştur. Bu bölünme risk grubundaki bireyler, yeni Bilgi İletişim Teknolojilerine erişimde ve bu teknolojileri kullanmakta güçlük çeken dolayısıyla bilgi toplumuna yeterince katılamayarak, dışlanan bireylerdir. Bu doğrultuda, e-içerme politikaları ile bilgi toplumundan dışlanma riski olan bu bireylerdeki sayısal uçurum riski, “Sayısal Birleşme” ye çevrilmeye çalışılmaktadır.

E-içermenin daha özelleşmiş alt başlıkları, e-erişebilirlik(eaccesibility) ve e-yeterlilik(e-competences) çalışmalarıdır. E-erişebilirlik çalışmaları, bilgi teknolojileri altyapılarının yaygınlaştırılarak toplumun bütün kesimlerine ulaştırılmasını ve bilgi teknolojileri tasarlanırken, sayısal dışlanma riski yüksek olan insanların da göz önünde bulundurularak, içerişsel sistemler oluşturulmasını kapsamaktadır. E-Yeterlilik çalışmaları ile bireylerin ve grupların bilgi iletişim teknolojilerini kullanmalarını sağlayacak bilgi ve becerilerle donatılarak, sayısal okuryazarlıkları arttırılmaya ve bu yeniliklerden etkin bir şekilde faydalanmaları sağlanmaya çalışılmaktadır.

E-İçerme, bilgi toplumu gelişmelerinden dışlanma riski olan gruplara yönelik, kapsayıcı ve içerişsel bir bilgi toplumu hedefine ulaşma amaçlı yapılan çalışmaları tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır. Bu konuyla ilgili özel politikaların genel adıdır. E-İçerme, toplumdaki bütün grupların bilgi toplumuna etkili bir şekilde katılması için yapılan çalışmaları temsil eder (European Commission, 2007a).

E-İçerme, cinsiyet, ırk, yaş veya sınıf engellerini aşmak için sayısal teknolojilerin kullanılmasını tanımlamak amacıyla kullanılan çok yeni bir terimdir. Aynı zamanda e-içerme, dijital teknolojilere erişim ve kullanımdaki sayısal uçurum tehlikesi etrafındaki tartışmaları tanımlamak için de kullanılmaktadır. Bu bakımdan, e-içerme terimi, öğrenme güçlüğü çeken bireyler için, içerişsel öğrenme uygulamaları sunmak amacıyla sayısal teknolojilerin kullanılması ile de alakalıdır. Bazı insanlar “e-içerme ekipmanı” veya “e-içerme yazılımdan” söz etse de, dijital araçlar ve insanlar arasındaki etkileşime vurgu yapan ya da öğrenme güçlüğü çeken insanların sayısal teknolojileri kullanma aktiviteleri üzerine odaklanan “e-içerme uygulamalarından” söz etmek çok daha doğru olur. Dijital teknolojiler ve insanlar arasındaki etkileşimin bu geniş tanımı, e-içerme olarak tanımlanmaktadır (Futurelab, 2007).

E-İçerme hem içerişsel BİT’lerin geliştirilmesi, hem de BİT’lerin daha geniş içerme hedeflerine ulaşmada kullanılması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, kamusal hizmetler, özürlüler ve toplumdaki diğer dezavantajlı gruplar için kullanıcı dostu olmalıdır.(Saz, Bekir Sıtkı)

E-İçerme, toplumdaki bütün grupların ve bireylerin, bilgi toplumuna tüm yönleriyle katılımını sağlama hedefi üzerinde odaklanmıştır. E-İçerme politikaları aracılığıyla toplumdaki gruplar ve bireyler arasındaki BİT kullanım uçurumunun azaltılmasına ve BİT kullanımındaki dışlanmanın ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır. Bu dışlanmayı ortadan kaldırmak için BİT kullanımını teşvik etmek ve ekonomiyi, iş imkânlarını, yaşam kalitesini ve sosyal katılım ve uyumu iyileştirmek amaçlanmıştır (European Commission, 2007a).

Aynı zamanda e-içerme, elektronik kamu yönetiminin en önemli parçası olan e-devlet çalışmalarının da önemli bir öğesidir. E-devlet çalışmalarının amacı, kamu yönetimini vatandaşa daha yakın hale getirmektir. Kamu yönetiminde, elektronik iletişim bağlamında vatandaş bir katılımcı olarak, bilginin iki yönlü akışıyla, hem kamu hizmetlerinden ihtiyaç duyduğu bilgileri elde edebilmekte, hem de ihtiyaç duyulan verileri kamu servislerine aktarabilmektedir.Günümüzde internet ve www servisleri kamu yönetimi alanında da önemli bir bilgi kaynağı haline gelmektedir.

E-İçerme çalışmaları ana hedef olarak uygun politikaların geliştirilmesini, bilgi tabanının korunmasını, araştırma ve teknoloji geliştirme ve yayılmasını, içerir. AB e-içerme seviyesi, Avrupa Komisyonu, Bilgi Toplumu ve Medya Genel Sekreterliği tarafından yönetilen, Bilgi Toplumu çalışmalarından i2010 inisiyatif’inin temel taşlarından birisidir. E-İçerme, sosyal içerme, eğitim, kültür, bölgesel gelişim gibi diğer Avrupa Birliği politikalarıyla yakından ilişkilidir (European Commission, 2007a).

 E-Erişebilirlik

E-erişilebilirlik, internet ve bilgi iletişim teknolojilerine erişilebilirliği kapsar; yaklaşımlar esas olarak içerme ve bilgi teknolojisi mal ve hizmetlerine erişebilirliği yüksek, bir engellilik sosyal modeli üzerine kurulmuştur. Herkes için tasarım ilkesi de denilen evrensel tasarım ya da diğer bir ifade ile içerişsel geliştirme, uygun yardımcı teknolojilerin de mevcut olması anlamına gelmektedir.

Engelliler için oluşturulan teknolojilerden söz edildiğinde, sadece teknolojik yeniliklerle donatılmış tekerlekli sandalyelerin üretilmesi ve şehir altyapılarının oluşturulmasında engellilerin de göz önünde bulundurularak gerekli düzenlemelerin yapılması, yeterli değildir. Çünkü engellilik durumu, bireylerin toplumsal yaşama, bedensel, zihinsel ya da sosyolojik nedenlerden ötürü kısıtlı olarak katılabilmesi anlamına gelmektedir. Bu kapsama giren her bir bireyin diğer bireylerle aynı standartta ve koşullarda yaşamlarını sağlayabilmeleri, yaşamı kolaylaştıran faaliyetlere katılabilmeleri ve araçlara erişebilmeleri gerekir. Günümüzde internet teknolojilerinin hızla gelişmesiyle birlikte yaşamı kolaylaştıran ve erişilebilirliği arttıran en önemli araçlar BİT ile geliştirilen araçlar olmuşlardır.

AB’nin e-içerme ve e-erişilebilirlik politikası, yeni BİT’lere (Bilgi ve İletişim Teknolojileri) erişim ve bu teknolojilerden faydalanmada bütün vatandaşların eşit olması ve katılımını sağlamayı amaç edinmektedir. Bundan dolayı yeni geliştirilen sistemlerde ve servislerde tüm vatandaşların ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması ve tamamıyla içerişsel sistemler geliştirme olanaklarının sunulması amaçlanmaktadır (European Commission, 2010b).

Bilgi toplumu çalışmalarının gerçek anlamda bir başarı olabilmesi için bilgi toplumunun bütün getirilerinin, yaşlılar ve özürlüler gibi, yeni teknolojilerin kullanımının zor olduğunu düşünen bireylerle birlikte, toplumun bütün

kesimleriyle paylaşılması gereklidir. Avrupa Komisyonu, özürlüler ve yaşlıların, toplumdaki diğer bireylerle eşit bir şekilde BİT’lere erişebilmelerini sağlayabilmek amacıyla, E-Erişebilirlik(E-Accesibility) programını oluşturmuştur.

Bu program BİT ürünlerine, servislerine ve uygulamalarına erişimde karşılaşılan engelleri kaldırmayı amaç edinmiştir. Bilgisayar, cep telefonu ve kamu bilgi terminalleri gibi yaygın BİT araçları günlük yaşamımızı kolaylaştırmakta, bireyleri daha üretken kılmakta ve bilgi paylaşımı, aktif toplumsal katılım ve sosyal ağlar gibi yeni deneyimlere ulaşma olanağı sunmaktadır. Pek çoğumuza göre bu cihazlar hayatımızı kolaylaştırmak için tasarlanmış olmasına rağmen, toplumun büyük bir kesimi için bu cihazların kullanımı oldukça zordur. Bu nedenle, yaşlılar özürlüler gibi dezavantajlı bireylerin, bilgi toplumunun nimetlerinden faydalanmaları gerekirken, bu grupların spesifik ihtiyaçları, BİT’lerin tasarım, üretim ve kurulumu aşamalarında göz ardı edilmektedir. Örneğin, kör ve görme özürlü insanların web sitelerini kullanabilmeleri için, ya fontların büyütülebiliyor olması ya da sesli sürümünün olması gerekmektedir. Bu tür bireyler, web sitelerini taramalarına olanak sağlayacak yazılımlara sahip de olsalar, eğer web siteleri tanımlanmış standartlarda oluşturulmamışsa, bu programlar çalışmayacaktır (European Commission, 2010b).

Web erişilebilirlik standartlarını sağlamak amacıyla uluslararası düzeyde, web içeriği erişilebilirlik kılavuzları, World Wide Web Consortium(W3C) tarafından hazırlanmıştır. Bu konuda W3C tarafından oluşturulan WAI inisiyatifi bulunmaktadır. WAI, WWW’nin engelliler tarafından erişilebilirliğini arttırma çabaları inisiyatifidir. Engelliler genel olarak bilgisayar kullanırken ve aynı zamanda web sayfalarını kullanırken zorluklarla karşılaşabilirler. Buzorlukları ortadan kaldırmak için standart dışı cihazlar ve uygulamalar oluşturulmalıdır.

Engelliler için oluşturulan bu standartlar WAI standardı olarakadlandırılmaktadır. Ulusal düzeyde yapılacak kanunlar ve düzenlemeleraracılığıyla, erişilebilirlik standartlarıyla uyum teşvik edilebilir (WHO, 2010).

E-Yeterlilik (E-Competence)

Bilgi toplumunda çok hızlı değişimler yaşanmaktadır. Yeni teknoloji ve servisler, kullanıcıların kendi beceri ve yeterliliklerini güncel hale getirmelerini gerekli kılmaktadır. Motivasyon eksikliği veya olanaksızlıktan dolayı, kendi becerilerini güncellemeyenler, geride kalma riski altındadırlar. Toplumdaki bireylerin ve grupların, bugünün baş döndürücü teknolojik gelişmeleri karşısında doğru beceri, bilgi ve özellikleri elde edebilmeleri için e-yeterliliklerini arttırmaları çok önemlidir.

E-yeterlilik, becerileri içeren yeni bir terimdir, içerişsel bir bilgi toplumu bağlamında, eğitim ile ilgili bilgi ve becerileri kapsamaktadır.

Günlük hayatı ve iş hayatını kolaylaştıran yeni teknolojik gelişmeler sürekli piyasaya çıkmaktadır, eğer insanlar bu yenilikleri doğru bir şekilde kullanmazlarsa bilgi toplumunun gerisinde kalıp, dışlanma riskine sahiptirler. Bu aynı zamanda toplumun ekonomik rekabet gücüne de zarar verecektir (European Commission, 2010c).

 E-Devlet Kapsamında E-İçerme

E-Devlet, vatandaşa verilen kamusal hizmetlerin elektronik ortamda sunularak, kesintisiz, hızlı ve güvenli bir şekilde yerine getirilmesi anlamına gelmektedir. Buradaki hedef, devlet hizmetlerinin, kurumsal ve bireysel bazda, BİT’ler aracılığı ile sunulmasıdır.

E-Devlet’in gelişmesi ile birlikte kamusal hizmetlerin vatandaşlara sunum olanakları da iyileşmektedir. Bunun yanında, BİT’lere erişimi olmayanlar veya BİT kullanım becerilerine sahip olmayanların da bu hizmetlerden yararlanmaları bir gerekliliktir. E-devlet eylem planı, içerişsel e-devlet yaklaşımıyla, hiçbir vatandaşın e-hizmetlerin kullanımında geride kalmamasını sağlamaya çalışmaktadır. Bu amaçla, dışlanma riski taşıyan bireylere kamusal hizmetleri ulaştırabilmek için spesifik ölçütler belirlenmiştir. Devletler, ulusal, bölgesel ve yerel seviyelerde, kamu hizmeti sunan ajanslar ve diğer aracılarla birlikte (Sivil Toplum Kuruluşları, sivil halk, gönüllü kuruluşlar vs.) giderek artan bir şekilde BİT’leri iş süreçlerine entegre etmektedirler.

E-devlet hizmetleri, vatandaşların devletle ve aracı kuruluşlarla olan işlerinin karmaşıklığını azaltırken, BİT’lere kolay erişemeyen insanların e-devlete erişmeyi, eskisinden daha da zor bulma tehlikesi bulunmaktadır (European Commission, 2009).

Kamu hizmetleri herkes için eşit bir şekilde sunulmalıdır. Bu amaçla kamu yöneticileri, bütün potansiyel hizmet kullanıcılarının menfaatlerini göz önünde bulundurarak, içerişsel e-devlet ilkelerini takip etmelidirler. Örneğin, yeni doğan bir çocuğu nüfus sistemine kaydettirmek için yerel kayıt bürosuna bildirimde bulunulması gerekmektedir. Avrupa’da pek çok hastane bebeğin detaylı bilgilerini elektronik ortamda kayıt bürosuna ulaştırmakta, bazı yerlerde de aileler on-line olarak bildirimlerini yapabilmektedirler. Fakat eğer bir aile internete kolayca erişemiyorsa bu e-devlet yeniliğinin bu aileye hiçbir faydası olmayacaktır. Online kayıt olanağı pek çok insan için süreçleri kolaylaştırırken, yöneticiler, vatandaşlara doğumlarını kaydetmelerinde yardımcı olacak ek olanaklar sunmazlarsa (Örn: doğumevlerine terminaller konması) nüfusun çoğunluğu böyle bir e-devlet hizmetinin getirisinden mahrum kalacaktır (European Commission, 2009).

Avrupa nüfusunun %30’u hiçbir e-devlet hizmetini kullanamamaktadır. Kullanımdaki bu eksiklik belli bir ölçüde, bilgi teknolojilerine düzenli ve etkili erişimi olanlar ve olmayanlar arasındaki uçurum anlamına gelen “sayısal uçurum” yüzündendir. Ne gariptir ki, bu dışlanan vatandaşların çoğunluğu sürekli devlet desteğine bel bağlamış ve e-devlet hizmetlerine on-line erişebildikleri zaman, muhtaç olmayan vatandaşlardan çok daha fazla fayda görecek, muhtaç kişilerdir. Örneğin işsizlik ödeneği alan ya da emekli maaşı ile geçinen insanların, internet erişimi veya bilgisayar sahibi olamama olasılığı toplumun geri kalanından çok daha yüksektir. Bu uçurumu ortadan kaldırmak ve herkes için yeni olanaklar sunan içerişsel bir sayısal toplum oluşturmak için sosyal ve coğrafi farklılıklarla baş edilmesi gerekmektedir. Devletin, kamu hizmetlerinin yönetimini ve halka sunumunu kolaylaştırması ve maliyetleri düşürmesi sebebiyle, yeni BİT’leri ortaya çıkarmadaki özendirme ve teşvik etme çalışmalarının nedeni açıktır. BİT erişimi olmayan bireylerin, grupların ve küçük işletmelerin de, elektronik ortamda sunulan kamu hizmetlerinden yararlanabilmeleri sağlanmalıdır.

Pek çok AB inisiyatifi bu ideali gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu çabaları hızlandırmak için, “E-Devlet Eylem Planının” beş ana hedefinden bir tanesi, “Hiçbir Vatandaş Geride Kalmasın” başlığı altında, açıkça ifade edilmiştir (European Commission, 2009).

İçerişsel bir e-devlet oluşturmak amacıyla gerçekleştirilen AB çabalarının merkezinde, BİT’lerin, yaşlılar, engelliler, işsizler ve eğitimsiz bireyleri kapsayan marjinal gruplara yeni bir tarzda sunulmasına olanak verecek bir şekilde, çalışır hale getirilmesi görüşü yer almaktadır. BİT’ler bu tür insanlar tarafından direk olarak veya devlet dairelerindeki, yerel hizmet sağlayıcılarındaki ve hayır kuruluşlarındaki aracılar yardımıyla kullanılabilir. Devlet hizmetlerinin verimliliğini ve etkinliğini arttırmak için, bu hizmetleri vatandaşa sunmada paralel kanalların kullanılması gerekmektedir. Bu doğrultuda komisyon 2009 yılında, bu hizmetlerin çoklu kanallar aracılığıyla sunulması üzerine bir strateji çalışması yapmış ve bu çalışmayı yayınlamıştır (European Commission, 2009)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM VI

DİJİTAL BÖLÜNMENİN SONUCU OLARAK SOSYAL DIŞLANMA

Bireysel ve kolektif yaşam şansına eşit olarak sahip olmak, sosyal içermenin önemli bir boyutudur. Kaynaklara eşit oranda erişim yoksa ya da hiç erişim mevcut değilse ortaya çıkan sosyal dışlama sorunu politik katılım ya da yaş, cinsiyet, cinsel tercih, engellilik durumuna dayalı ayrımlara yol açmaktadır. Sınıfsal durumdan kaynaklanan sosyal içerme kavramını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bilgi çağında, kimlik, dil, sosyal katılım, toplumsallık önemlidir (Warschauer, 2002).

Dışlanma riski olan gruplarda internet kullanımı uçurumu, geniş bant erişiminin arttırılması, 2010 yılına kadar tüm kamu web sitelerine erişimin sağlanması AB bilgi toplumu hedeflerinin en bilinenleri olarak karşımıza çıkmaktadır (eInclusion-eu, 2006, Aktaran: Canbey Özgüler, 2006).

Avrupa’da  internet  kullanımı  ve  internet  nüfuz  etme  oranı  Kuzey Amerika’nın çok altındadır. Avrupa; farklı bilişim sektörü gelişimi, düzenleyici uygulamaları, internet nüfuz etme oranları olan ülkelerden oluşmaktadır. Avrupa’da doğudan batıya ve kuzeyden güneye sayısal uçurumun varlığından söz edilebilir. İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya’da internet nüfuz etme oranları %35-40’lar düzeyindedir.

Avrupa’da tüm üye ülkelerin BİT gelişmelerinin getirdiği sosyal ve ekonomik faydalardan tam olarak yararlanabilmesi için e-Avrupa projesi başlatılmıştır. BİT ilerlemesinin ABD’deki kadar yoğun olmadığı pek çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke de bu alana yönelmiş, uzun vadeli ve geniş bir alanı kapsayan politikalar üretmeye başlamışlardır. AB’nin “e-Avrupa” stratejisi, BİT gelişmelerini yakalamakta geç kalan Avrupa ülkelerinin bu programla gerekli altyapıyı oluşturarak, yeni ekonomiye hızla geçmesi amacını taşımaktadır (Canbey Özgüler, 2006).

 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Gözlerimizi kapatıp, yaklaşık bundan 50 yıl öncesine gittiğimizde  cebinde hesap makinesiyle aya giden astronot, gezegen olarak vardığımız en son bilimsel ve teknolojik noktaydı. Herşey inanılmazdı aya ayak basmıştık. Asimov romanlarındaki teknolojiler veya bilim kurgu filmlerindeki gibi kolundaki cep telefonu ile görüntülü konuşma yapmak insanlık için sadece  bir hayaldi. Zaten İnsanoğlunun yeryüzündeki varoluşundan itibaren yarattığı keşfettiği  herşey hayal etmekle başlamıştı sonrasında ise  ulaşılmaz zannedilen, ütopya olarak adlandırılan o romanlar veya filmler bir bir çıkılan basamaklarla gerçeğe dönüşmüştü.

Artık hepimiz inanılmaz bir hız içinde olan ‘bilgi çağında’yız. Daha doğrusu ,  “What would Google do?” isimli kitabıyla dikkatleri üzerine çeken aynı zamanda iyi bir bilişim uzmanı ve yazar olan  Jeff Jarvis in dediği gibi ‘ 25 yıllık geçmişe rağmen, İnternet gelişiminin henüz çok başında olduğumuz ve asıl yeni ve baş döndüren hız ve bilgi çağının yeni başladığına’ dairtespitinin kuvvetle muhtemel olduğu kanısındayım. Çünkü verilere göre , iki günde bir uygarlığın şafağından 2003 e kadar geçen sürede ürettiğimiz kadar dijital içerik üretiyoruz.

New Digital Age adlı kitapta ise  Eric Schmidt in dijital yaşama dair “Gelecekte enformasyon teknolojisinin elektrik gibi girmediği yer kalmayacak. Herşey verili hale gelecek, hayatımızın öylesine bütünleyici bir parçası olacak ki ondan önceki yaşamı çocuklarımıza anlatmakda zorlanacağız. Bağlantılılık milyarlarca yeni insanı teknoloji dünyasına taşıyacağından , kısa süre sonra teknolojinin dünyadaki her sorunla içiçe geçeceğini biliyoruz. Devletler, vatandaşlar ve şirketler onu her çözümün bir parçası yapacaklar” şeklindeki çarpıcı ve gerçekçi görüşlerine hak vermemek yada onaylamamak mümkün değildir.

 İçinde bulunduğumuz inanılmaz bir hızla kendini yenileyen ve sürekli ilerleyen, bu  bilgi çağının kaçınılmaz getirisi ‘enformasyon toplumu’dur. Bu yeni enformasyon  toplumun ortaya çıkardığı  Dijital İnsan  artık gezegenimizin paralel  bir yansıması gibi olan sanal bir dünyada  (Cyberspace)  sanal bir  gerçeklikte (virtual reality) yaşamaktadır. ‘Bilgi Toplumu’ olarak tanımlanan dahil olduğumuz günümüz  toplumlarında  “enformasyon zenginleri– enformasyon yoksulları” olarak adlandırılan  (inforich-infopoor) iki parçalı toplumsal yapı tehlikesini beraberinde getirmiştir. Çünkü, eğitimden iş bulmaya, üretimden tüketime kadar ekonomik ve sosyal içerikli pek çok işlem artık elektronik ağlar üzerinden yürütülmektedir. Enformasyon zengini olarak adlandırılan kesim, ağdan dünyaya ulaşabilmekte eğitimden, iş bulmaya,  alışveriş yapmaya, her türlü  bilgiye kadar  neredeyse  tüm ihtiyaçlarını elindeki tablet , akıllı telefon yada PC sinde, masa başında kahvesini yudumlarken karşılayabilmektedir. Buna karşın , yoksulluk sınırında yaşayan büyük kitleler, bahsedilen  dijital avantajlardan faydalanamamaktan ziyade bu avantajların birçoğunun  farkında dahi değildir, dolayısı ile şu anda hafif fakat daha sonra ağır şekilde hissedecekleri  toplumsal dışlanma yaşayacaklardır.

İşte bu çalışmanın konusu olan ‘Dijital Bölünme’ ile mücadele etmenin amacıda ulus bağlamında olduğu gibi uluslararası alandada yukarıda belirttiğim masa başından dünyaya ulaşabilen insanlara karşın buna ulaşamayan, hatta bilgi çağına hiç dahil olmamış insanların yaşam kalitesini yükseltip ağa dahil olmalarının önemini vurgulamaktır.

Dijital bölünmenin ülke içinde azaltılmasına yönelik çalışmaların ulusal amacı; internet katılım oranını en yüksek seviyeye çıkararak vatandaşına daha rahat hizmet götürmek, çağın getirdiği BİT den her açıdan yararlanmasını sağlamak ve içinde bulunduğumuz bilgi ve hız çağını vatandaşlarını entegre ederek kalkınmaya katkıda bulunmaktır.

 Gelişmiş ülkelerin gelişmemiş, yoksul, internet erşiminin lüks olduğu ülkelere ulaşıp sayısal bölünmeyi uluslararası alanda azaltma çabası her ne kadar ekonomik kaygılardan kaynaklanıyor olsa da , bardağın dolu tarafını görmeyi tercih ederek ; bahsedilen ülke grubundaki insanlarında ağa dahil edilmesi her şekilde o ülkelerinde ekonomik gelişmelerine ve hızla kalkınmalarına yardımcı olacaktır. Bunun diğer ifadesi; Isparta daki Gül üreticisi , güllerini Paris te parfüm yapan ulusararası şirketlere pazarlayabiliyor; veya Endonezya daki köydeki kahve üreticisi kahvelerini Amerika daki Avrupadaki uluslararası şirketlere verebiliyorsa  ağ işlevini olumlu açılardan yerine getirmiş demektir.

Çok yakın -bu çalışmayı yaptığım-  bir tarihte (15.04.2014)  Google, “insansız hava araçlarını” (drone) üreten Titan Aerospace’i  satın aldı. Ardından ‘3 yıl kadar hava da kalabilen bu araçları’ internetin olmadığı ülkelere gönderip o ülkelerin de ağa katılmasının sağlanmasının  amaçları arasında olduğunu belirtmesi oldukça dikkat çekici idi.

Sonuç Olarak ; Dijital bölünme kavramını ,kapsamını  nedenlerini ülkemiz ve dünya ulusları arasındaki dijital bölünmeyi ve mücadele yöntemlerini bu çalışmada incelemiş olmakla; aşağıda   ulusal ve uluslararası bu bölünmeye karşı yapabileceklerimizi, almamız gereken önlemleri açıklayacağım.

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE’DE DİJİTAL UÇURUMLA İLGİLİ ÇALIŞMALAR

Dijital uçurumun giderilmesine yönelik bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye de de çeşitli politikalar yürütülmektedir. Gelişmiş ülkelerde yürütülen politikalar daha çok BİT’nin yaygınlığını artırmak, insanları bu teknolojilerin kullanımına yönlendirmek ve BİT eğitimi çerçevesinde yoğunlaşmaktadır. Bu ülkelerde dijital eşitsizlik, sosyal devletin anlayışı bağlamında çözülmesi gereken bir sorun olarak görülmektedir (Birdsall, 2000). Gelişmekte olan ülkelerde ise daha önce değinildiği gibi sorunun çözümüne yönelik politikalar daha çok insanın BİT erişimini sağlamaya yönelik bir çerçevede yürütülmektedir. Gelir düzeyi düşük insanların büyük bir çoğunlukta olduğu bu ülkelerde insanların BİT araçlarına sahip olmaları kısa dönemde mümkün görülmemektedir. Ancak, çoğu açlık sınırında yaşayan ve dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan bu insanların bir şekilde BİT ile tanıştırılmaları ve ağa dahil edilmeleri gerekmektedir. Sanayileşmesini bile tam olarak gerçekleştirememiş bir çok gelişmekte olan ülkede, dijital uçurumun azaltılması gibi Bilgi Toplumuna yönelik uygulamalara ne kadar taraftar bulunabileceği ve bu sorunun çözümüne ne kadar kaynak ayrılabileceği ayrı bir tartışma konusudur

Tablo 8: Dijital Uçurumla Mücadele İçin Uygulanan Politikalar

GENEL POLİTİKA BAŞLIKLARI

 

1. Ağ Altyapısını Geliştirmeye Yönelik Çalışmalar

Temel Altyapıların Geliştirilmesi

Yayınlama Altyapısının İyileştirilmesi

Rekabeti Artırmaya Yönelik Yasal Düzenlemeler

2. Hanehalkı ve Bireylerin Bilgi Teknolojilerine Erişimi

Okullar Aracılığıyla Erişimin Artırılması

Diğer Kamu Kurumları Aracılığıyla Erişimin Artırılması

Kırsal Alanlarda Erişimi İyileştirme

Bilgi ve İletişim Teknolojileri ile İlgili Donanım ile Diğer Hizmetlerin

Sübvansiyonu

Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Maliyetlerini Azaltan Diğer Programlar

Uygulanan Programların Tanıtımı ve Kamuoyu Desteği

İnternetin Kullanımını Özendirici Kamu Yaklaşımı

Bireylerin Bilgi ve İletişim Teknolojilerine Erişiminin Desteklenmesi

3. Firmalara Yönelik Uygulamalar

KOBİ’lerin Eğitimi ve Desteklenmesi

Az Gelişmiş Bölgelere ve Kırsal Alanlara Destek

Yüksek Teknolojinin Kullanımını Özendirmek

4. Bilgi Teknolojileri Eğitimi

Okullarda Bilgi Teknoloji Eğitimi

Bilgi Teknolojileriyle İlgili Mesleki Eğitim

Öğretmen Eğitimi

Yaşam Boyu Eğitim

Bilgi Teknolojileri Sertifikasyonu

5. Kamu Hizmetlerinde Bilgi Teknolojileri Kullanımı

Kamu Kuruluşlarında On-Line Hizmet Koşulu

Hükümetlerin Bilgi Teknolojilerini Kullanımda Öncülük

Erişimi İyileştirmek için Yapılan Ar-Ge Faaliyetlerinin ve Uygulamaların

Desteklenmesi

6. Uluslararası İşbirliği

Çeşitli Ülkelerle İki Yanlı İşbirliği

Birleşmiş Milletler ve OECD gibi kuruluşlarla Çok Yanlı İşbirliği

Kaynak: OECD, 2001: 31 ve TÜBİTAK-BİLTEN, 2002: 12’den düzenlenmiştir.

Yukarıdaki Tablo da  bir çok ülkede dijital uçurumla mücadele için uygulanan temel politikalar verilmiştir.

 Bu politikaların bir çoğu dünyada olduğu gibi Türkiye’de de (yeterli düzeyde olmasa bile) uygulamaya konulmuştur. Telekomünikasyon sektöründeki rekabeti artırıcı uygulamalarda yaşanan aksamalara rağmen, genel olarak altyapıyı iyileştirme çabaları sürmektedir. Hanehalkının BİT’ne erişimini artırmaya yönelik uygulamalardan okullar ve diğer kamu kuruluşları aracılığıyla merişim önemli bir araç olmaya başlamıştır. Ancak, toplam nüfusun yaklaşık %35’ini oluşturan kırsal alanda yaşayanların BİT’ne erişiminin sağlanması ve BİT’nin kamu tarafından çeşitli şekillerde sübvanse edilmesi henüz ilerleme kaydedilmemiş konular arasındadır.

KOBİ’lerin BİT’ne erişimine yönelik KOBİNET gibi başarılı uygulamalar bulunmasına rağmen, bu firmaların BİT konusunda eğitimi ve desteklenmesi yeterli düzeye getirilememiş bir konudur. Ayrıca, özellikle geri kalmış yörelere BİT’nin götürülmesi çözülmesi gereken önemli sorunlar arasındadır. BİT eğitimi bilgisayar kurslarına, daha doğrusu özel sektöre bırakılmış gibi görünmektedir. Oysa, gelişmiş ülkeler, yurttaşlarının bu olanakları kendi gelirleriyle elde edebilecek düzeyde olmasına rağmen, BİT eğitimi konusundaki çabaları dikkate değerdir.

Kamu hizmetlerinin ağ ortamına aktarımı ve bu konuda kamunun öncülüğü bütçe olanakları dikkate alındığında önemli gelişmeler sağlanmış bir alandır (Öztürk ve Başar, 2002: 16). Ancak, bir çok kamu kuruluşunda BİT kullanımı istenen düzeye getirilememiştir. Bunun temel nedeni olarak mali sorunların yanı sıra, gerekli hukuki altyapının oluşturulmaması gösterilebilir. Bu açıdan yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması hem kamu hem de özel sektör için önemli bir itici güç olabilir. Çünkü, yasal düzenlemeler BİT’nin günlük yaşamda kullanımını dolayısıyla yaygınlığını artıracak bir faktör olarak görülebilir.

Bizim ulusal politikaların temel noktası, daha çok kişiye erişim olanağı sağlayacak projeler geliştirmek olmalıdır. Çünkü, BİT’nin olumlu etkileri makroekonomik düzeyde bu teknolojilerin toplumun bütün katmanlarına yayılabilmesiyle ortaya çıkabilir. Bu bağlamda TÜBİTAK-BİLTEN araştırmasının sonucunda da belirtildiği üzere Türkiye’de dijital uçurumun azaltılması için bazı politikalar ivedilikle uygulanmalıdır:

1-Geleceğin haberleşme altyapısın erişimde önemli bir ölçüt olan bilgisayar sahipliği, toplumda oldukça dengesiz bir dağılım göstermektedir. Bu nedenle, geleceğin “bilgi toplumu”nun geniş kesimleri dışlamaması için alım gücünü yükseltecek uygun sosyo-ekonomik politikalar geliştirilmelidir.

2-Toplumumuzda üst gelir gurubunun dışında kalanların, BİT’ne daha adil ve yaygın erişim elde edebilmeleri için gerekli düzenleyici mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu kesimleri sadece “geniş ihtiyaç grupları” olarak tanımlamak yetersizdir. Bu bağlamda bir çok ülkede görülen Evrensel Hizmet gibi uygulamalara yer verilebilir.

3-Birleşmiş Milletler ve OECD gibi uluslar arası kuruluşlarca geliştirilen “Evrensel Erişim” kavramı, haberleşme ile ilgili tüm yasal düzenlemelere konmalı ve ilgili kuruluşlar gerekli ve uygun yöntemlerle bu hedefin gerçekleştirilmesinden sorumlu tutulmalıdır.

4-Kamuya açık haberleşme merkezleri, toplumsal dışlanmışlığı engelleyecek bir başka mekanizmadır. Kamuya açık haberleşme merkezleri zaman ve hedef olarak bir plana göre yürütülmelidir.

5-Altyapı üzerinde yapılacak uygulamaların kullanımının kolay olması, BİT’nin yaygınlığını olumlu yönde etkileyecektir.

6-Halkın var olan teknolojileri kullanma kapasitesi ve yeteneği yüksek değildir. Bu alanda var olan teknolojilerin etkiliğinin sağlanması için bilgilendirme ve eğitim çalışmaları hem kamunun hem de özel kesimin gündeminde olmalıdır.

7- Daha somut olarak alınması gerekli önlemler Telekomünikasyon Kurumunun (2002 ve 2005 ) çalışmalarında  işaret edildiği gibi altyapının güçlendirilmesi, çeşitlendirilmesi ve genişletilmesi; BİT’ne yönelik halkın bilinç ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi; BİT’le ilgili cihazların ucuzlatılması ve erişim ücretlerinin düşürülmesi olarak dört kategoride de toplanabilir. Bu bağlamda, teknoparkların ve yazılım evlerinin artırılması, BİT ile ilgili derslerin ilköğretim düzeyine kadar (öğretmenlerin eğitimi dahil) indirilmesi, BİT ile ilgili ve kişisel kullanıma yönelik cihazlarda KDV’nin kaldırılması ya da makul bir düzeye indirilmesi, donanım, yazılım ve içerik mühendisliği konularında meslek okulları veya fakültelerin açılması veya mevcutların çoğaltılması alınacak önlemler arasında sayılabilir.

 

 

KAYNAKÇALAR

Atılgan Osman, Bilgi İletisim Teknolojilerinde Sayısal Uçurum

Akgül, Mustafa. (2000). “Internet’in önünü tıkayanlar”, Türk Kütüphaneciligi

Ceyhun, Yurdakul ve H.Ufuk Çaglayan. (1997). Bilgi teknolojileri Türkiye için nasıl birgelecek hazırlamakta. Ankara : Kültür Yayınları

NORRIS, Pippa (2001): The Digital Divide, Cambridge University Press, New York.

OECD (2001): Understanding Digital Divide, OECD Publications, Paris. <http://www.oecd.org/ [Erişim:20.05.2014]

CORROCHER, Nicoletta ve Andrea ORDANINI (2002): “Measuring the Digital Divide: A Framework for the Analysis of Cross-country Differences” Journal of Information Technology,

DASGUPTA, Susmita ve diğerleri (2001): “Policy Reform, Economic Growth, and the Digital Divide: An Econometric Analysis” World Bank, Development Research Group Working Paper,

ÖZCİVELEK, Rukiye et al (2000): “Sayısal Uçurum : Dünya ve Türkiye’de Durum”

VI.Türkiye’de Internet Konferansı, 9-11 Kasım 2000, İstanbul.

Keniston, K. (2003). Four Digital Divides, (Online erişim: 21.1.2010) http://dandelion-patch.mit.edu

Öztürk, L. (2002). Dijital Uçurumun Küresel Boyutları.

Cuervo, M.R.V. ve Menendez, A.J.L. (2006), “A Multivariate Framework for The Analysis of The Digital Divide: Evidence for The European Union 15”, Information & Management, 43, ss.756-766.

KÜÇÜKÇINAR, Altan, vd. (Tarihsiz): “Sayısal Uçurum: Dünya ve Türkiye’de Durum”,

ÖZTÜRK, L. (2005): “Türkiye’de Dijital Eşitsizlik: Tübitak-Bilten Anketleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Erciyes Üniversitesi İktisade ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı:24,

ORUÇ, Ejder ve ARSLAN, Selçuk (2002): Sayısal Uçurumun Önlenmesi: Stratejik Plan, Telekomünikasyon Kurumu, Sektörel Araştırma ve Stratejiler Daire Başkanlığı.

ÖNÜR, Nimet, (2007): “Dijital Bölünme ve Gençlik: (Bilgi Toplumunu Sınırlarında Erişilen Toplumsallık)”, Sosyoloji Dergisi (Ülgen Oskay’a Armağan Özel Sayısı)

ÖZTÜRK, L. (2002): “Dijital Uçurumun Küresel Boyutları”, Ege Üniversitesi, Ege Akademik Bakış NORRIS, Pippa (2001): The Digital Divide. Cambridge University Press, New York.Dergisi, 2(1), ss.127-136.

HANOĞLU, Özden (2009): Sayısal Bölünme, Bilim Teknik, Mart, 2009

Saz, Bekir Sıtkı Ab Ülkeleri Ve Türkiye’deki E-İçerme Uygulamalarının Karşılaştırılması

Kalaycı, Cemalettin DİJİTAL BÖLÜNME, DİJİTAL YOKSULLUK VE ULUSLARARASI TİCARET

Sen, Ali ; Akdeniz Sıdıka SAYISAL UÇURUMLA BAŞETMEK: OECD TRENDLERİ VE TÜRKİYE

Seferoğlu , Sadi; Ilgaz Hale ; SAYISAL UÇURUMUN BOYUTLARI VE TEKNOLOJi POLİTİKALARI

Kılıç, Çiğdem KÜRESELLEŞEN DÜNYADA DİJİTAL BÖLÜNME SORUNU 2010

ALKAN, Mustafa (2003): “Sayısal Uçurum ve Türkiye İncelemeleri”, (Aylık Strateji ve Analiz E-Dergisi), Mart:2003, Sayı:2, http://www.stradigma.com/turkce/mart2003/makale_11.html, Erişim: 20.12.2010

AYTUN, Cengiz (2005): “Dijital Bölünme Olgusu Ve Türkiye Üzerine Bir Uygulama”, Çukurova Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat ABD, Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi, Adana.

AYTUN, Cengiz (2006): “Enformasyon Toplumu Sürecinde Dijital Bölünme Kavramının Anlamı ve Önemi”, XI. Türkiye’de İnternet Konferansı, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, 21-23 Aralık 2006, Ankara

TÜBİTAK ,”Bilgi Toplumu Politikaları Üzerine Bir Değerlendirme”, Eylül 2002.

Keniston, Kenneth, “Four Digital Divides”, 2003, Erişim: http://www.mit.edu/people/kken/PAPERS/ Intro_Sage.html

BİLGİ TOPLUMU İSTATİSTİKLERİ (2009): Bilgi Toplumu Stratajisi (2006- 2010), DPT Yayınları, Ankara.

BİLİM, TEKNOLOJİ ve BİLGİ TOPLUMU İSTATİSTİKLERİ: Bilgi Toplumu İstatistikleri Son Erişim :22.05.2014

Yeni Teknolojiler ve Çalışma Hayatı ,Prof.Dr. Hüsnü ERKAN

Kent, Bülent Telekomünikasyon Sektöründe Evrensel Hizmet Kavramı 2010

Oruç, Ejder; Arslan, Selçuk Sayısal Uçurumun önlenmesinde Stratejik Plan Ekim 2002

Canbey Özgüler, Verda Anadolu Ünv. İİBF ÇEEİ Bölümü , Yeni Ekonomi kpsamında Gelişmiş ve Gelişmekte olan ülkeler 2006

Sahay , 2002

Wolf Ve Mackinnon 2002

CID (2002): The Global Information Technology Report 2001-2002: Readiness for the Networked World, Center for International Development at Harvard University, İnternet Adresi: Son Erişim: 22.05.2014

European Commission. 2007a. “e-Inclusion Son Erişim: 22.05.2014)

European Commission. 2007b. “CIP” Son Erişim 22.05.2014

Eurepean Commission. 2008a. “ Digital Literacy European Commission Working Paper” s.4

European Commission 2008b. “Strategy for an innovative and inclusive European Information Society” Son Erişim: 22.05.2014)

European Commission. 2009. “Europe’s Information Society Thematic Portal”

Son Erişim: 22.05.2014)

European Commission 2010a. “Europe’s Information Society Themetic Portal”

Son Erişim: 22.05.2014)

European Commission. 2010b. “Europe’s Information Society Themetic Portal”   ; Son Erişim: 22.05.2012)

European Commission. 2010c. “Europe’s Information Society Themetic Portal”   Son Erişim: 22.05.2014)

European Commission. 2010d. “Europe’s Information Society Themetic Portal” Son Erişim: 22.05.2014)

New Digital Age (Yeni Dijital Çağ) -Eric Schmidt,Jared Kohen

What would Google do?-Jeff Jervis

www.tüik.gov.tr ,www.tubitak.gov.tr

http://www.oecd.org

http://www.ec.europa.eu

http://www.bridges.org

http://www.neweconomyindex.org

http://www.yeniekonomi.com

http://www.bridges.org

http://www.digitaldivide.gov

www.digitaldivide.org http://www.digitaldividenetwork.org

 

Tüm Sitelere son erişim tarihi:30.05.2014